ALEVİLİĞİN İSLAM İLE “İLİŞKİSİ” !

1484489_1603802113186420_1357154373961283291_n

ALEVİLİĞİN İSLAM İLE “İLİŞKİSİ” !

Dün (22-10-2013) Yürek İşçisi Ahmet Tan, İsmail Beşikçi`nin “Aleviliğin İslam la Hiçbir İlişkisi Yok” başlıklı yazısını sayfama göndermiş. Göndermesinin nedeni sanırım benim de bu konuda ne düşündüğümü öğrenme isteği olmuştur. Ya da ben böyle algıladım. Gönderdiği için Yürek İşçisi Ahmet Tan`a teşekkür ediyorum. Ben de bu konudaki görüşlerimi yazıyorum. Ama hemen belirtmem gerekir ki, görüşlerimi yazarken sayın İsmail Beşikçi ile tartışmak, polemik yapmak gibi bir amaç taşımıyorum. Öyle bir üslup de asla kullanmayacağım.

Çünkü Alevilik ne ideolojik, ne organik olarak homojen bir konuma gelmemiştir. Yani ne sadece bir inanç ne sadece bir Cemevi topluluğu ne sadece tarihin derinliklerinden gelen bir felsefe ve ideolojik obje olarak bir netliğe kavuşturulamamıştır. Zaten Alevilikle ilgili yazılı tartışmalar başlayalı sadece birkaç yıl oldu. Bu nedenle ne benim ne İsmail Beşikçi nin ve/ ya ne de bir başkasının köşeli bir şekilde Aleviliği belirleyip, savunusunu yapmaya geçmesi düşünülemez.
Bu kısa girişten sonra konuya girebilirim.

Evet ulusal, toplumsal, kültürel, dolayısı ile de sosyal ve en önemlisi de dini ibadetlerini icra etmek için kullanılan ibadet mekanları ve ibadet biçimleri bakımından Alevilerin İslam`la “hiç bir ilişkisi” yoktur. Aslında bu bakımlardan Aleviliğin sadece İslamla değil, Semavi dinlerinin hiç birisi ile de “ilişkisi” yoktur. Yoktur çünkü, sayın İsmail Beşikçi`nin de belirtmiş olduğu gibi Alevilik; İslam, yani Semavi dinlerinden önce de vardı. Semavi dinlerinden önce de var olduğu ve fakat kendi hayatiyetini Semavi dinleri döneminde de ideolojik, felsefi, teorik olarak sürdürme yeteneği gösterdiği için, Semavi dinler tarafından asimile edilerek varlığına son verilemedi. Eğer Alevilik sadece bir inanç kültü ve inanç icraatı olmuş olsa idi; Semavi dinleri döneminde Semavi dinlerinin her hangi birisi özellikle de İslam tarafından asimile edilerek yok edilirdi.

Bütün bu tarihi süreç içerisinde Alevilik İslam içi bir mezhep, İslam içi bir tarikat haline gelmedi getirilemedi !…

Daha önce de belirttiğim gibi, Alevilik sadece bir inanç tan ibaret dünya anlayışı değildir. O nedenle Alevilik ve Aleviler (tabi ki bana göre) sadece bir inancın icrasından ibaret bir topluluk ve dünya anlayışı olarak varlığını sürdürmedi. Alevilik, semavi dinler öncesinden beri vardı. Dolayısı ile Semavi dinler öncesinde var olan bütün felsefelerle çok yönlü ilişkiler oluşturdu. Örneğin Alevilik felsefesinin içinde de yer alan Manizm: Manizm`in yaratıcısı olan Mani gezgin olarak, Hindistan`a kadar gitmiş ve Hindistan da Materyalizm felsefesi ile tanışmıştır. Materyalizm üç bin yıl önce Hindistan da çok tanrılı dinlerin karşıtların-birliği yasası gereği olarak insanlığın bilgi dağarcığına girmişti. O dönemde Safevilerin en önemli filozoflarından birisi olan Mani, henüz Fars devleti kurulmamışken, bugünkü İran`ın yerinde çeşitli beylikler varken yani iki bin beş yüz yıl önceden Hindistan`a giderek oradan aldığı Materyalist değerleri dağarcığındaki birikimlerle harmanladı…

Dağarcığında biriktirdiği bilgilerle Mezopotamya`ya tekrar döndüğünde, düşüncelerini beğenmeyen bir beylik savaşçısı Mani`nin Kol bacak gibi organlarını kesip, sineklerin önüne bırakarak öldürmüştür. Manizm gibi Mazdakizm de Aleviliğin bilgi dağarcığında yer almıştır. Hatta Server Tanilli`nin belirttiğine göre ” Manizm ve Mazdakizm Orta Asya da ki Türkmen kökenli devletlerde resmi din olarak da yüz yıl kalmış”.

Türkmenlerin Bektaşi olduğunu belirtmeye, Bektaşiliğinde Aleviliğin bir eş parçasını teşkil ettiğini vurgulamaya gerek yok sanırım. Aleviliğin bilgi ve birikim dağarcığında sadece Mazdak ve Manicilik yoktur. Aleviliğin felsefesi olan Batinilik: Şamanizm, Zerdüştlük, Rafizilik, Kızılbaşlık gibi İslam öncesi felsefi tonları da içinde barındırıyordu. Belirtmek gerekir ki: Alevilik ne tek başına bir inanç, ne tek başına bir ideoloji ve ne de tek başına bir felsefedir!…

ALEViLiK bunların tümüdür. Ama kendine özgü bir tarzla… Alevilik bir ideolojidir, Aleviliğin ideolojisinde özne insandır. İnsani ve etik değerlerdir. Ama Marksizm, Leninizm, Maoizm gibi bir kişi, ya da kurum, kurul ve komitelerin organik bir yapıya bağlı, bir sınıfa özgü olarak, homojen, tek amaçlı düzlemde üretilmiş ve topluma sunulmuş bir ideoloji değildir. Aleviliğin ideolojik üretimi: insana dair ne varsa, bunu kim üretmişse, üretenin ulusal kimliği, dini inancı ne olursa olsun, üretmiş olduğu düşünce insandan yana, insanı özne yapmaya katkı yapıyorsa, Aleviler söz konusu düşünceyi kendi bilgi dağarcığına koyarak, bilgi birikiminin ideolojik bölümüne ekliyorlar. Tabir uygunsa Alevilerin ideolojisi “toplama” bir ideolojidir. Toplanan ideolojik birikimlerin öznesi sadece iNSANDIR! Tıpkı, Hacı Bektaş Veli nin “BENİM KABEM İNSANDIR” dediği gibi…

Aleviliğin temel felsefesi Batiniciliktir. Batiniciliği kısaca tarif etmek gerekirse: Batinicilik mantık bilimi olarak da nitelenebilir. Milattan dokuz yüz yıl önceden yani semavi dinlerinden dolaysı ile İslam dan da yüzlerce yıl önce var olan Platon (Aristo) felsefesine benzer öğeler taşıyan bir felsefedir. Savunulan ya da “vahi” olarak geldiği söylenen ne olursa olsun onu mantıkla ölçer. Tanrının buyruğu olarak ifade edilse de onu mantığına çarpar, mantık kabul ediyorsa “eyvallah” der. Değilse söz konusu söylem ya da emirname kim tarafından yapılmış olursa olsun tartışma konusudur…

Mantığa uymayan, mantıkla çelişen ne olursa olsun Alevi felsefesi tarafından onay alamaz. Aristo felsefesi Batı Avrupa da Materyalist felsefe ile aşılmıştır, fakat mahkum edilmemiştir. O nedenle Materyalist felsefede hala mantığın yeri vardır.

Evet, ALEVİLİK aynı zamanda da bir felsefedir. Felsefedir ama Taoculuk, Konfüsyüşçülük gibi bir kişinin üretmiş, toplum tarafından benimseniş olan bir felsefe değildir. Alevilik felsefesi, aynı ideoloji kıstasından olduğu gibi, felsefede de insana dair ne varsa ve Aleviler ona ulaşabilmişlerse, üretenin kim olduğuna bakmadan söz konusu felsefeyi kendi mantık dairesinden değerlendirerek, kendi bilgi dağarcığına koymuşlardır.

ALEVİLİK aynı zamanda da bir inançtır. İnanç dünyasında da insana inanırlar. Ali ve ehli beyit yokken, insana ve insani değerlere katkı yapmış olan ulu kişilere inanmış değer vermiş ve onlara “tapmışlardır”! Onlar öldükten sonra da onların mezarını türbe yapıp, o`nu tapınak haline getirmişlerdir. Aslında Hz. Ali ve Ehlibeyte tapmaya başladıktan sonra da ulu kişilere tapmaya onlar öldükten sonra mezarlarını türbe yapmaya devam etmişlerdir. Ama Hz. Ali ve ehlibeyt yaşamış oldukları Kerbela felaketinden sonra, Aleviler tarafından her zaman en başa alınmıştır. Hz. Ali ye ve Ehli beyte `iman` edilip, `iman` getirilmiştir. (Alevi YOL süreginde bu iKRAR vermedir. İKRAR vermek, Alevilikte
vaz geçilmez olan demektir, YOL süreginde verilen söze SADIK kalmaktlır…) İslam ile bağları da bu vesile ile kurulmuştur… Başka argümanlar da eklemek mümkün.

Yukarıda özetlemeye çalıştığım gibi Aleviler ideolojik, felsefi ve de inanç olarak da insanı özne yaptıkları, insanı başa aldıkları ve Kerbela da da korkunç bir insani dram yaşandığı için Aleviler yoğun bir biçimde Kerbela ile ilgilenmişlerdir. Alevilerin İnançlarında, ideolojilerinde, felsefelerinde var olan insan öznesi Kerbela da korkunç bir dram yaşamıştır. Bu dram, Alevileri İslam dan da bir şeyleri ideolojik, felsefi ve inanç dağarcığına eklemeyi gerekli kılmıştır. Bu da: “Allah, Muhammet ya ali” olarak Alevilerin inanç dünyasına, ideolojisine ve felsefesine yansımıştır. İşte, Alevilerin İslam ile “ilişkisi” bu şekilde ve bu boyutta kurulmuştur.

Başka bir söylemle: İslam, Alevilerin ideolojik, felsefi ve inanç dünyasına Kerbela felaketi ile girmiştir. Kuşkusuz bu kadarını İslam ile “ilişki” olarak nitelemek mümkün mü, fazla emin değilim! Aleviler İslam`ı top yekün olarak benimseyip, kabul etmemiştir, seçici davranmıştır.

İslam`ın: Allah, Muhammet, Ali`sini almış: Ramazan orucunu, namazını, namazın icra edildiği mekan olan Camiyi, Hac`a gidip, tavaf etme gibi İslam`ın `esasını` oluşturan şartlarını benimseyip, kabul etmemiştir !…

Başka bir anlatımla: İslam`ın beş şartından sadece salavatını benimsemiş, İslam`ın diğer dört şartlarını benimseyip, kabul etmemiştir. İslam`ın Şii, Nusayri gibi bazı mezhep ve akımları hariç diğer kesimi Kerbela felaketinde taraf olmamışken, Aleviler ikircimliksiz bir şekilde Ehlibeytten yana Muaviye ve Yezid`e karşı durmuştur…

Kısaca özetlemeye çalıştığım gibi Alevilerin bütün felsefe ve ideolojilerde yaptığı gibi, İslam içinde de bu şekilde seçici davranması, sayın Beşikçi`nin dediği “Alevilerin İslamla bir ilişkisi yoktur” olarak nitelenebilir mi, nitelenemez mi? Ben ce; Alevilerin İslam ile “ilişkisi” tam bir ” ilişki” sayılamaz!…

Alevi deyişlerinde “her çiçekten bal alırsın” dendiği minval üzere diğer ideoloji ve felsefelerden aldıkları gibi, İslam dan da dünya anlayışlarına denk düşeni (ya da yaşanılan kıyımlara-acılara karşı duygusal ve iNSANi duruşundan dolayı) “gereği” kadar almışlar, ama tümünü değil…

Alevi deyişlerinde “her çiçekten bal alırsın” dendiği minval üzere, diğer ideoloji ve felsefelerden aldıkları gibi İslam dan da dünya anlayışlarına denk düşeni gereği kadar almışlar. Ama tümünü değil. Bu düzlemde, Alevilerin İslam ile bir “ilişkisi” var. Fakat İslam`ın bütünü itibarı ile bir “ilişkisi” yoktur!…

Teslim TÖRE
24 Ekim 2013
——————-
***********

NoT;
(Yazinin bütünü içinde ve konuya iliskin daha evvelki yazilarimda da degindigim gibi; ALEViLiK, SORGULAYAN bir inanistir, yasam biçimidir. Yargisi-yürütmesi-yasasi vardir. Yüzlestigi her seyi. Gözüyle görmedigi, eliyle dokunmadigi, hissetmedigi her seyi Felsefi olarak, inanç ve gerçeklik olarak sorgular!… Toplumsal yasam ilskilerini sorgular.
SEMAVi Dinleri, Peygamberlerini, Kutsal Kitaplarini sorgulamiş.”Dört Kitabin Dördü de HAK” demis o kadar. Sadece iNSANi degerleri baz almis, ilimi-bilimi baz almis. Ama uymamiş, buyruklarini uygulamamiş, kölece ZOR`la olsa da kabullenmemis! Binlerce, yüzlerce YIL oldugu gibi; YOL`unu HAK bilmis, kellerini vermisler, Elçilerin ve Kutsal Kitaplarinin önünde secde etmemislerdir!… Direk YARADAN ile hesaplasmislar, sorgulamislar…
” Bilimden Gidilmeyen YOL`un Sonu Karanliktir…” demis ululari.

Dogaya, insana, cümle canlilara zarar verenleri ViCDANEN AF etmemisler, KERBELA olayi gibi… Cemlerinde, muhabbetlerinde, deyislerinde sürekli TARiH BiLiNCiNi diri tutmislar.

(…)

ULU OZANLAR süreginden Ali Izzet özkan`in SORGULAYAN
bir deyisini asagiya BiR örnek olarak ekliyorum… Böyle onlarca deyisten örnek vermek mümkün! ” Sevgidir Bizim Dinimiz / Baska Dine inanmayiz” deyisinde oldugu gibi!
__________________________
Bir Allahı Tanıyalım /Ali İzzet Özkan

Bir Allah’ı tanıyalım
Ayrı, gayrı bu din nedir?
Senlik benliği nidelim
Bu kavga, döğüş, kin nedir?

Issız dünyayı doldurdu,
Kendini kula bildirdi,
Kâabil, Hâabil’i öldürdü
Orta yerdeki kan nedir?

İbrahim Kâbe’yi kurdu,
Nemrud ateşe buyurdu,
Hak sevdiğin kayırdı
Yanmaz ateş suzan nedir?

Yanmadı Davud’un eli,
Zaptetmişti cümle ili,
Süleyman’ın türlü dili
Kuşlar bilir per, cin nedir?

Hak Yusuf’a nazar etti,
Kardeşleri kuyuya attı,
Züleyha peşinden tuttu,
Aşk içinde bühtan nedir?

Musa Tevrat’a hak dedi,
Firavun aslı yok dedi,
İsa İncil’e bak dedi
Sonra gelen Kur’an nedir?

Birçok mezhepler kurdular,
Halkı türlü korkuttular,
Hilâfet davasın sürdüler,
Bu geçimsiz sultan nedir?

Geçim için aldattılar,
Ham yemeğe bal kattılar,
Çoklarını aldattılar
Hani huri, gılman nedir?

Gel bu söze hak diyelim,
Yalanları çok diyelim,
Ya ALLAH’a yok diyelim *
Şu yer, gök, ay ü, gün nedir?

Ali İzzet BATIN ilmine
Nedir Cebrail Emin’e,
İnan Rabbil’alemin’e
Bu gâvur Müslüman nedir?
_____________________

Not; Dikkat ederseniz sorgulama yöntemine,
Tanrinin Elçilerini ve Kutsal Kitaplari sorgulamiyor;
Dogrudan aracilari kaldirip YARADANI, bu isin dogrudan
sorumlusunu SORGULUYOR…
Teslim Töre Devamını Gör

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın