ALEVİ İNANCI DOĞALDIR

10940622_1607619916137973_117766544450764134_n

ALEVİ İNANCI DOĞALDIR

Alevi Bektaşi inancının temel değerlerini göz önünde bulundurarak , yaşadığımız ve edindiğimiz tecrübeleri de katarak anlatmaya çalışayım. Alevi inancı doğadan etkilenmiştir. Esas gücünü doğadan almıştır. Dogmatik değildir, doğaldır. Ben şöyle düşünürüm. “Eğer insanoğlunun bildikleri , bilinmeyenlerden fazla olsaydı, nice güzellikler nice rahat yaşanılır dünyalar yaratırdı kendine.” Yer yüzü ve evren – uzay bir çok bilinmeyenle, sırlarla doludur. Bu bilinmeyenler karşısında insanoğlu hep Hakk’a sığınmıştır. Hakk’a yakın olmak hissiyle Dört kapı kırk makam yolunda, yola yoldaş, hâlâ hâldaş olmuştur. Dört kapı, kırk makam; Toprak, Su, Hava, Güneş ve anlamlarıdır. Yaşamın kaynağıdır.

ALEVİLİK İNANCININ KUTSAL DEĞERLERİ
Alevilik; farklı yerlerde, farklı mekânlarda azda olsa bazı farklılıklar gösterebilir. Özellikle son yıllarda şehirleşme ve yurt dışına yerleşmenin sonucu azda olsa bazı farklılıklar olduğunu görüyorum. Bu durum genel anlamda bir olumsuzluk yaratmaz. Buraya alacağım ortak değerler, Benim bizzat içinde yaşadığım Kantarma Aleviliğinden edindiğim tecrübelerime dayanıyor. Alevilerin ortak değerlerini, dilimin döndüğünce kısaca anlatmaya çalışayım.
GÜNEŞ:
Hakk’ın yarattığı kutsal varlıklar “NUR“ olarak kabul edilir. Nur; “IŞIK” demektir. Işık, Güneşten gelir. Güneş; yaşamın dört ana temel kaynağından biridir. Yani Toprak, Su, Hava, Güneş hayatın kaynağıdır. Alevi inancında dördü de kutsaldır. Evrenin nuru Güneştir. Büyüklerimiz sabahın ilk ışıkları ile birlikte önce güneşe, sonra evinin kapısına niyaz olurdu. Babam (Büyük) Pîr Tacim, Hakk’a yürüyünceye kadar bu davranışını sürdürdü. Ya sen? diye soran sözlerinizi duyar gibiyim. Evet, ben de sabahları doğan güneşe niyaz oluyorum. 89 Yaşında bir İngiliz bayanın şu sözlerini bir dergide okumuştum: “89 yaşındayım. Her geçen gün beni ölüme yaklaştırsa da üzülmüyorum. Her sabah güneşi gördüğümde beni yeni bir güne kavuşturduğu için Tanrıma şükrediyorum.”
OCAK:
Evlerde ateşin yandığı köşeye “OCAK” denilir. Ocak hem evi ısıtır, hem yemek pişirir, hem hane halkının sohbet mekânıdır. Yani kutsiyeti vardır. Alevi inancında da Ocak sistemi vardır. Rebêr, Pir ve Murşitler belli ocaklara bağlıdır. Saygı ve kutsiyet anlamında “ocakziyade” anlamı Aleviler arasında sıkça ifade edilir. Bizim bağlı olduğumuz ocak Sinemillî Ocağı’dır.

AYİNİ CEM – CEM TÖRENİ
Aleviler cem törenlerinde inançlarını yoğun olarak yaşarlar. On iki hizmet görülerek cem yapılır. ( on iki hizmeti ayrıntılı anlatmak istemiyorum. En doğrusu cem törenine katılıp görmektir.) Cemler, köylerde evde, şehirde ise Cem evlerinde yapılır. Kadın, erkek salonda bağdaş kurarak edep-erkan düzeni içinde otururlar. Cemi bağlayacak pîr “POST” denilen makama oturur. Ceme başlamadan önce pîr, cemdeki topluluktan rızalık ister. Pîr sazı eşliğinde deyişler, nefesler okur. Rebêr pîre, pîr ise mürşide bağlıdır. Semahlar dönülür, dualar, gülbanklar okunur. Cem töreninden sonra getirilen lokmalar dağıtılır. Lokmayı erken yiyenler, kusur işleyenler pîr ve halkın huzurunda “dara” çekilir. Dara durmak; verilen cezayı kabullenerek, bir daha kusur işlememek üzere özünü pir-i pak tutmaktır.
NOT: Farklı bölgelerde, farklı mekânlarda cem törenlerinde farklılıklar olması normaldir ve zenginliğimizdir. Yeter ki iyi niyet eksik olmasın gönlümüzden.
SEMAH:
Alevi halkı ibadetlerini yerine getirirken “SEMAH” dönerler. Sema; gökyüzü demektir. Gökyüzünde, güneşin, dünyanın, gezegenlerin hareketinden esinlenerek semah dönülür. Semah dönülürken yapılan figürlerin çoğu “haktan aldım halka verdim” anlamındadır. 16. Yüz yılda yaşamış alevi yol ereni Seyyid Nizamoğlu, geçmişten geleceğe özümüzü anlatan bir deyişinde şöyle diyor:
“Bu sırra münkirler eremez,
Dost yüzünü körler göremez.
Çark-ı felek döner durmaz,
Ya ben nice dönmeyeyim.
Aşk odu yürekte yanar,
Beni gören mecnun sanar.
Gök yüzünde ay-gün döner,
Ya ben nice dönmeyeyim.”

HORASAN:
Elbistan yöresinde bir çok alevi köy vardır. Bu köyler içinden dedelerin yoğun yaşadığı ve benim doğum yerim Kantarma Köyü ayrı bir öneme sahiptir. Yol erenlerine “nereden göçüp gelmişiz” diye sorduğum zaman, aldığım cevap şu olurdu: HORASAN.
1- Horasan bir şehirdir ve Erzurum iline bağlı ilçedir.
2- Horasan; İran’ın Meşhed şehrini içine alan bölge topraklarıdır.
Anadolu’ya gelen bir çok alevinin bahse konu geldiği topraklar; Erzurum Horasan değil, İran’ın Horasan Bölgesidir. Horasan halk arasında “Güneşin doğduğu topraklar” veya “Güneşin Yeri” demektir. Tabi ki bu isimlendirme o topraklara bir kutsiyet anlamı kazandırmaktadır.

SERÇEŞME:
Ser; Kürtçe bir kelimedir. “Baş” anlamındadır. “Çeşme” suyun kaynağıdır. Doğada yaşamın temel kaynaklarından biridir su. Serçeşme; su kaynaklarının başı demektir. Alevi pirleri, inançlarını yaşarken ve yaşatırken “serçeşme “ sözünü inançlarıyla özdeşleştirerek kullanırlar. Yani Alevilik; inançların, dinlerin serçeşmesidir. On binlerce yıldır varlığını günümüze kadar sürdürmüştür.

REBÊR, PÎR, MURŞİT:
Aleviler arsında inanç önderi olarak nesilden nesile inancı anlatan ve aktaran kişilerdir. Aynı zamanda örnek yaşamlarıyla halkın lideri konumundadır. Saygı görürler. Cem bağlayarak toplumun ahlaki ve kültürel gelişimine öncülük ederler. Burada şu soruyu sorayım ve kendim cevaplayayım. “Peki kimler dede olabilir?” Cevabını vermeden önce, çok sevgi ve saygı duyduğum, İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencisi iken devrimci diye öldürülen Harun Karadeniz’in “EĞİTİM ÜRETİM İÇİNDİR” adlı kitabından bir alıntı yapmak istiyorum.: ”Bir binanın içine 100 kişi doldurun. Yiyecek, içecek ve ihtiyaç malzemesi de bulundurun. Ve her şahsa 10 lira para verin. Buraya kadar herkes eşit. Ancak birkaç ay sonra bu dengelerin değiştiğini göreceksiniz. Kiminin çok para sahibi olduğu, kiminin az para ile kaldığını, kiminin ise parasız kaldığını göreceksiniz. Aralarındaki iletişim farklılığı, anlayış ve ticari beceriler bu sonucu doğurmuştur.” Şimdi buradan yola çıkarak aynı şeyi rebêr, pir ve mürşit içinde düşünelim. Pîrlik hiç kimsenin veya zümrenin veya ailenin tekelinde değildir. Gökten inmemiştir. Toplum içinde bilge olan, güçlü olan ve davranışı ile örnek olan kişiler becerileriyle öne çıkar. Alevilik yolunu öğrenerek gelecek nesillere aktarmada rol üstlenir. Toplum içinde hak ettiği değere ulaşır, saygı görür. Rebêr, pir veya mürşit olarak rol üstlenir. Zamanla bu geleneksel bir hal almış olup nesilden nesile devam edegelmiştir. Günümüz de layıkıyla hak eden alevi kültürünün hakkını veren, saygı gören herkes pîr olabilir. Ve hatta diyorum ki alevi dedesi yetiştirmek için üniversitelerde kürsüler açılmalıdır.
TALİP:
Aleviliğini yaşayan kadın – erkek her kişiye “talip” denilir. Sosyal yapı olarak Talip Rebêre bağlıdır. Rebêr Pîrine bağlıdır. Pîr ise Mürşide bağlıdır.
“Dünyanın içine girip bakarsan insanı görürüsün.
İnsanın içine girip bakarsan Tanrıyı görürsün.” MEVLANA
MUSAHİP:
Alevilikte iki kişinin “musahip“ olma kültürü vardır. İki kişinin karar vermesi ile dedenin ve taliplerin huzurunda dua alınarak ve niyaz olunarak musahip olunur. Musahip; kardeş gibidir. Özünü ve sözünü bir tutmaktır, birbirine karşı sorumlu olmaktır. Zor gününde, dar gününde bir birlerine sahip çıkmaktır. Yarin yanağından gayri her şey ortaktır.
“Yerin göğün binasını kurunca, iptidai hidayet arife indi.- Sen kimsin ben kimim diye sorunca, sorduğu ol demde kana boyandı.” SIDKI BABA

HAKKA YÜRÜMEK VEYA DEVRİYE:
Alevi inancında ölen kimseye “hakka yürüdü “ veya “don değiştirdi” denilir. Ölümün soğuk yüzü kabul göremez.Tanrının yarattığı varlık ölümsüzdür. İnsan ruhunun “ vücud-u mutlak”tan ayrılıp, tekrar ona dönünceye kadar geçirdiği evrelere “devriye“ denilir.
“Kaç kez gani oldum, kaç kere fakir,
Kaç kez altın oldum, kaç kere bakır,
Bilmem ki kaç katip ismim okur,
Kaç defterde kaç dürüldüm kim bilir.”
GUFRANİ
&&& &&& &&& &&&
“Ben olmayınca bu güller bu serviler yok,
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok,
Sevinçler, tasalar, sabahlar, akşamlar yok,
Ben düşündükçe var dünya, ben yok, o da yok.” HAYYAM
12 SAYISI VE ORUÇ
Aleviler arasında 12 sayısı kutsaldır. Cemlerde 12 hizmet vardır. Tarihimizde savaşın lafı bile edilmezken, 1937 de Dersim halkı katledildi, Pir Seyit Rıza hafta sonu olmasına rağmen yargılanıp asıldı. 1978 yılında Maraş’ta suçsuz, günahsız alevi halkı katledildi. 1993’te ise sazı, sözü, özü bir olan 37 halk aydını Sivas Madımak’ta yakıldı. Suçları insan olmak, kültür dağıtmak. Savaşmak, çatışmak, öldürmek değildi görevleri. Bu ülkenin yarınlarına yazık ediliyor. Üzülmemek elde mi? Eğer matem tutulacaksa, bu insanlar için yas tutulmalıdır.
Emevi Devleti, Kuran-ı, kendi devlet yapısına uygun şekilde yorumlamıştır. Kuran-ı bir anayasa gibi kullanmıştır. Alevilere oruç tutmaları için baskı yapılmıştır. Aleviler Muharrem ayında 12 imam için 12 gün matem orucunu tercih etmişlerdir. 1000 yıldır İslamla birlikte yaşamanın sonuçlarıdır bunlar. Gerçek olan şudur: Alevi orucunun Kaynağı doğadır. Bir yılda on iki ay vardır. Doğal yaşamın kendisidir. Her ay için bir gün aç kalınarak oruç tutulur , vücut dinlendirilir. 12 ay ve 12 günlük oruç bundan kaynaklıdır. Amerikalı yazar Dale Carnegıe “ Üzüntüyü bırak, yaşamaya bak” adlı kitabında oruç konusuna biraz değinmiş. Kitapta; Tıp ve bilim adamlarının önerisi şöyle olmuş: “ Her ayın belirli uygun bir günü oruç tutmanın vücut için yararlı olacağı .” belirtilmiştir.

TURNA KUŞU
Alevi inancında kutsal değeri vardır turna kuşunun. Alevi deyişlerinde , nefeslerinde ve Anadolu halk türkülerinde hak ettiği yeri almıştır. Cem törenlerinde “ Turnalar Semahı” da vardır.

DÖRT KAPI KIRK MAKAM
Sayın Yazar Barış Aydın “Dört kapı kırk makam” ile ilgili emek vererek hazırlamış olduğu yazıyı Saygıdeğer İsmail Güner’e ait “Nurhak Işığı“ sitesinde yayınlamıştı. Ben buraya aynen alıyorum. Sadece “ yol kapısı = ateştir “ bölümünü izninizle “yol kapısı = güneştir “ olarak değiştirmek istiyorum. Çünkü ateşlerin anası güneştir . Alevi inancının temeli “GÜNEŞ KÜLTÜ” (GÜNEŞE TAPINIM KÜLTÜRÜ ) dür. Güneş kültünün evrensel kutsal varlıkları Toprak, Su, Hava ve Güneştir. Yeryüzündeki Canlıların oluşması için bu dört ana temel maddeye ihtiyaç vardır. Birinden birisi olmazsa canlılar oluşmaz ve bu güzelim evrensel denge kurulamaz.
1-HUKUK KAPISI = HAVA
Hukuk kapısının evrensel simgesi Hava’dır.
Alevi Kızılbaş inancına göre Hukuk Kapısı, talipler, öğrenciler Alevi inancıyla Hukuk Kapısında yüzleşirler, Hakk’a inanırlar.

On Makam öğretisi:
Hakk’a ve Pirlere İnanmak. – İlim yolundan Gitmek. – Çevreye uyum sağlamak. – Çevreye ve doğaya zarar vermemek. – Hak Yememek. – Adil ve şefkatli davranmak. – Toplumsal değerlere sahip çıkmak. – Toplumsal değerlerle bağdaşmayan işlerden uzak durmak. – Temiz olmak. – Ailesine faydalı olmak.

2-YOL KAPISI = GÜNEŞ
Yol kapısının everensel simgesi Güneş’tir.
Alevi Kızılbaş öğretisinde Yol Kapısı ikrar kapısıdır. Bir talip bir can bu kapıda mürşide ikrar vererek talip olmuştur. İkrar töreni- erkanı bu kapıda yapılır. Bu kapıda Meydan’a ( cem evine ) girmiştir. Meydana her can kendi rızası ile gelmiştir. Yanında yol arkadaşı musahibi vardır.

On Makam öğretisi:
Mürşidin öğütlerine uymak. – Arınmak. – Cem’e girmek. – Yol arkadaşı musahip olmak. – Özüne sadık kalmak. – Haksızlığa karşı çıkmak. – Bilgiçlik tasarlamamak. – Ümitsizliğe kapılmamak. – İyilik için çaba harcamak. – Hizmeti görev kabul etmek. -22-

3-MARİFET KAPISI = SU
Marifet kapısının evrensel simgesi Su’dur.
Alevi Kızılbaş inancında marifet kapısı kendini bilme, kendini tanımadır. Semavi dinlerde kendini bilen Hakkı’ da bilir. Su yaşamın kaynağıdır. Su gibi arı, su gibi duru olmaktır. Su gibi pir-i pak olmaktır.
On makam öğretisi:
Kendini bilmek. – Su gibi duru olmak. – İlim irfan sahibi olmak. – Sabırlı olmak. – Hoş görülü olmak. – Kin ve garezden uzak durmak. – Özüne sadık olmak. – Cömert ve yiğit olmak. – Güzel ahlaklı olmak. – Bencil olmamak.

4-HAKİKAT KAPISI = TOPRAK
Hakikat kapısının evrensel simgesi Toprak’tır.
Alevi Kızılbaş inancında bir talibin ulaştığı en üst makam Hakikat kapısıdır. Bu kapıda“ Gerçeği gerçekle izlemek” vardır. Hak, Hakikat kapısına ulaşmış olanla birleşmiştir. Hak, kendi suretinde “İnsan-ı Kamil ” olmaktır.

On Makam öğretisi:
Hakkın varlığına ve sırrına ulaşmak. – Birlikte iyilik yapmak. – İnsanı sevmek. – Mütevazi olmak. – Kimseyi hor görmemek. – Kimsenin ayıbını görmemek. – Eğitici ve öğretici olmak. – Bildiği gerçeği gizlememek. – Birlik içinde dirlik olmak. – Yardım sever olmak.

Seyit Rıza Bakır (emekli öğretmen)

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın