ALEV-İ-LİKTE AŞuRA ve ORUÇ AÇILIMI

ALEV-İ-LİKTE AŞuRA ve ORUÇ AÇILIMI .  (1)  (Feramuz Şah Acar)

Alev-i toplumu ve kurumları olarak, Alevilikte Oruç ve ”Aşure” açılımı (reformu) yapıp, Yol erkâna uymayan yanlarının çöpe atıp; Artık Alevi özel “inanç” günlerini, özüne uygun olarak, İslami değil, insani doğal bir takvime bağlamamız ve tüm Alevi erkânlarında köklü bir devrim yapmamız gerek.

(Bu yazıyı Alevilikte Oruç Aşure erkânı yenilenmesine bir ön taslak olarak sunuyorum.)

Geçtiğimiz hafta 12 gün boyunca Alevi canlar YİNE Alevilikle ilgisi olmayan, İslami; Allah-Muhammed-Ali-  Muharrem matemi 12 imam Ali, Hüseyin Kerbela vs.” adı altında ORUÇ tutup, muhabbet toplantıları yapıp, sonunda da AŞURE pişirip paylaştılar. Muhabbetle paylaşmak Alevilikte kâmili A’lim insan olmanın okuludur.

FAKAT gelgelelim; ”Sorgulamadan, bilmeden gidilen yolun sonu karanlıktır” Hü geçeğin demine diyen, sorgusuz görgüsüz cem yapmayan, kadim Alevilik yolunda canlara; Hiç sorgulatmadan 12 imam Kerbela orucu diye İslam’ın kuyruğuna takılıp karanlığa kürek çektirilmektedir.

 

  1. ALEV-İ-LİKTE ORUCUN AŞURENİN KAYNAĞI.

Alevilikte “Oruç’’ “Yas”  ”Aşure” vardır fakat İslami 12 imam ve Kerbela ile hiçbir ilgisi yoktur.  Konuya önce Alevilikte Oruç ve lokma paylaşımının kaynağına açıklık getirerek başlayalım.

Alevilik varoluş felsefesine dayalı, doğayı, bilimi sevgiyi canı insanı kutsayan bir inanç öğretisidir. Her inanç / öğretide olduğu gibi, Alevİ-Beştaş-Kızılbaş, YOL’unununda, önemli özel “kutsal” günleri, erkânları paylaştığı değerleri vardır. Alevilikte esas olan, yer zaman mekân aramadan, her zaman kâmili (olgun) A’lim insan olmaya çalışmak, ”Kendine reva görmediğini başkasına reva görmemektir”. Yârin dudağından garı her şeyi PAYLAŞMAK, 72 millete bir bakmak, Zalime, zulme, sömürüye karşı direnmektir. Sorgulamadan bilmeden gidilen yolun sonu karanlıktır. Alevilik bir doğa inancıdır ve Alevilikte her şeyin, Orucunda, Aşure lokma paylaşmanın da DOĞAL, bilimsel, insani toplumsal öz bir açıklaması vardır.

ORUÇ ve AŞure lokma paylaşımının Alevi öğreti inancında ki yeri, kökeni, İslam’a veya diğer semavi dinlerdeki gibi, ilahi bir emire, kutsal kitap veya peygambere, dini hilefet iktidar kavgalarına dayanmaz. Tamamen doğal toplumsal insani yaşam şartlarına dayanır.  Ta ilk çağlardan beri insanlar bolluk bereketli bahar yaz ayları gördükleri gibi, kuraklık açlık sefalet, su baskınları, kar kış don, depremler, göktaşı çarpmaları, yangınlar, salgın hastalıklar, doğal veya insani afetler savaşlar görmüştür.

Bazı örnekler verecek olursak; Bilim, Dünya’da her 100 bin yılda bir, ancak Ekvator çevresinde canlıların yaşayabildiği, büyük buzul çağların yaşandığını ortaya koymuştur.

Bundan 70 bin yıl önce, Dünyayı 10 yıl kışa sokan (Endonezya) Toba volkanik patlaması.

20 bin yılda bir gerçekleşen (Milankoviç döngüsü) dünya eksen /Ekvator kayması, yeşil kuzey Afrika’nın (Sahra’nın) çöle dönmesi, kutup bölgelerinde küçük buzul çağ.

13 bin yıl önce Urfa Göbeklitepe, Suriye’ye çarpan kuyruklu yıldız ve yaşanan Genç” Dryas” buzul çağ.

Buzulların erimesi, tropik yağışlar vs. ile yaklaşık 7 bin yıl önce İran körfezinde meydana gelen su baskını” Nuh’un gemisi vakası”.

Eski Mısır medeniyetinin çöküşüne neden olan, (sözde Musa’nın kızıl denizi yarma hikâyesi ile de ilişkili) 3650 yıl önce Ege denizinde Santorini adası volkan patlaması ve tusunamisi.

Sayısız büyük depremler, su baskınları, fırtına, hortum, kuraklık doğal afetler. Bu afetlerin ardından veya başka birçok sebepten gelen, Örnek yaklaşık 3400 yıl önce Hitit uygarlığında görülen, salgın bulaşıcı hasatlıklar vebalar.

Tarihte insanlık ve tüm canlı yaşamı yok edecek duruma getiren (genetik darboğaza) sokan bu tür doğal afetler ve insanların kendi kendine yol açtığı, sayısız kanlı din iktidar savaşlar yaşanmıştır.  Bunlar tarihte olan İnsanlığı derinden etkileyen, o zamanlar insanların bir anlam vermedi çözmediği, bir anlamda dinlerinde ortaya çıkmasına sebep olan büyük afetlerdir, insanlık dramlarıdır.

Binlerce yıldır ve daha 150 yıl öncesine kadar insanların çoğu, doğaya bağlı bir hayat, kırda köyde yaşıyor tarım ve hayvancılıkla uğraşıyordu. İnsanların özelikle var olan yiyecek erzak stoklarının azaldığı kış mevsiminin sonuna doğru, Alevilikte (Anadolu yukarı Mezopotamya’da) HIZIR AYI dediğimiz şubat ayı ortalarında, yaşamlarını sürdürebilmek için, O zor günlerde, günde bir öğün yemek yiyip gerisinde ORUÇ tutarak, bahar ve bolluk gelene kadar, varlarını lokmalarını birleştirip (AŞURE yapıp) paylaşarak direnmişler. Bugün bile en ufak bir doğal afette bile insanların ne kadar zor durumda kaldığını görüyoruz.  Bu zor kıtlık günlerde hep bir kurtarıcı yardımcı HIZIR aramışlar beklemişler. Hızır’da hazır varlarını paylaşarak birlikte direnmekle bulmuşlardır.  Yoksa ufukta bir kurtarıcı, boz atlı kurtarıcı lokmalar ile gelmemiştir.

  • Doğal veya insani afetlere zor yaşam şartlarına hazır olmak hayatta kalabilmek ve vücuttun Direnişini artırmak, gerektiğinde azla yetinmek, zar zor dar kıtlık günlerde var olanı paylaşmak, nefsi temizleme, paylaşma dayanışma bilincini artırmak için, ta ilk çağlardan beri özelikle kış sonu oruç tutulduğu görülüyor. Alevilikte tutulan orucun aşurenin esas kaynağı budur. Sen ne kadar paylaşır başka insanlara yardım edersen, sen dara düştüğünde yardımına koşan Hızır’da o kadar çok olur.

 

  1. YAS MATEM TUTMAK.

Ölülerin ardından Yas tutmak İnsanlara ve tüm canlılara özgü doğal bir duygudur. İnsanlar anne baba eşi çocuklarını en yakın sevdiklerini, değer verdiklerini kaybettiklerinde acı çekelerler, yas tutarlar, üzülürler ve bu nedenle istemeseler de fazla yiyip içemezler, gülüp eğlenmezler çeşitli törenler düzenlerler. Bu sadece insanlara özgü bir duygu değildir. Havyalar bile yavru veya eşini kaybettiğinde gözyaşı döker günlerce başında bekler.

Ülkeden ülkeye Bu törenlerde gözyaşı dökülür, ağıtlar yakılır, kederli bir müzik dinlenir ve mezarlar ziyaret edilerek, ekmek su vs. konur.  Bu tören ve anmalar; Gılgamış Destanı, Mezopotamyalılar, Perulular, Hindu‘lar, Pasifik adalarının sakinleri, Tongo halkı, Avusturyalılar, Eski Pers‘ler, Eski Mısırlılar ve Avrupa’nın kuzey milletleri arasında kutlanır ve Japonya’da, Hindistan’da, Avusturalya’da, Eski Roma’da ve Eski Mısırda 3 gün sürdüğü görülmekte. Alevilikte de hakka yürüyenin ardından 3-7-40’ında anma ve erkân yapılır. Bu kültürlerden de anlaşılacağı üzere ölüm sonrası yapılan anmalar, törenler aynı olmasa da insanlığın karşılaştığı büyük felaket ve onun anılması, kurtuluşun, teşekkürün bir yansımasıdır. Farklı kültürlerin aynı töreni yapması elbet beklenemez ama amaç aynıdır. Bu bağlamda Alevîliğin Serçeşme olduğu ve kadim bir inanç olduğu bunlardan anlaşılmaktadır. Alevilik ile İslam bağlantısı kurmakla uğraşmak yerine, kadim uygarlıklara bakmak Alevîliği anlamakta daha faydalı olacaktır. Özetle Oruç ve akabinde yapılan Aşure yas ve şükran, teşekkür amaçlıdır. Ağır şartlar içerir. İslam’la ve siyasi Kerbela olayı ile zerre bağlantısı yoktur.

İnsan en gelişmiş sosyal toplumsal bir varlıktır. Ve tek başına hayatta kalabilmesi zordur. Doğa kanunları genelde güçlünün zayıfı ezmesi üzerine kuruludur. Bu olgu bir anlamda sınıflı toplumlarda da öyledir. Bu nedenle doğal afetlerde olduğu gibi sınıfsal toplumsal kavgalarda da, zulüm katliamlarda insanlar ölünce veya toplumsal değeri olan kişilikler kaybedildiğinde acı duyulup yas/matem tutulmaktadır. Bu olgular zamanla inançların içine girmiş, bazı inançlarda bu tanrı buyruğu haline getirilmiştir. Fakat hiç inanmayanlar da yas matem tutabiliyor veya inançla ilgilendirmeden de örnek doğal afet veya katliamlarda birkaç günlük tüm ülke çapında vs. yas ve matemler ilan edilebiliyor.

  • Acıları paylaşmak, sosyal psikolojik açıdan çok önemlidir, birlikte yas matem tutmak, tek başına değil, birlikte direnmektir.

 

  1. RA ile MA’nın YASI MAtem AŞuRA’sı

AnA’dolunu yerli hakları anaerkil toplumlar, AŞ-K ocağının alevinde (AŞuRA) pişiren, doğurganlığın yaratıcılığın, toprağın bolluğun bereketin, el emeğinin sembolü olan başta AnaTarıça MA’yı ve gök güneş tanrısı RA’yı kutsuyorlardı.  İlkbaharın bolluk bereketini yeryüzüne saçan RA ile MA, 15 Ağustos’tan sora seneye tekrar dönmek üzere yavaş yavaş geri çekiliyordu. Alev-İ canlar bir yandan kış için topladıkları ürünler için seviniyor şükran duyuyorlar öte yandan ‘MA ve RA’nın ortadan çekilmesine üzülüyorlardı. Soğuk kış aylarının sonlarında erzaklar tükenmeye başlayınca veya zarda zorda darda kaldıklarında, varlarını idareli kullanıp, günde bir defa yemek yiyip, ORUÇ tutup, RA ve MA’nın hazır Hızır kurtarıcı ”mahdi” olup gelmesini bekleyerek, direniyorlardı. RAhMA’ın “Şahı MArdanın” işi gücü çok, devri daim bütün âleme hizmet etmek zor, olur ya gecikti, Alev-İ canlar, kendi kendilerinin HIZIR’I olup, 12 ay biriktirdikleri varlarını bir edip, MA ananın kudret eli emeğiyle AŞuRA yapıp paylaşıyorlardı.

Eski bir MA tapınağı olan, KadınAna PirAna (Kutlu MAlek) Makamı Hace-Beştaş (bilge 5-taş) dergâhında her yıl 16-17-18 Ağustosta Alevi şenliği düzenlenmesi böylesi kadim bir geçmişe dayanıyor.  Bu kutsal MA, ana kültü, Hamsa, Khamsa, Humes, Fatima “Kutsal bakire Mayren MAria” ana olarak bir koç inanç ve kültüre yayıldı. (El sembolü Alevilikte hava ateş su toprak ve canlıları, MA ananın yaratıcı el emeğini sembolize eder.)  Hıristiyan Katolikler 15 Ağustos’u “Assomption” Marie MAyem’in hakka yürüyüşü olarak kutsamaktadır. Yeni çıkan Hıristiyanlık dini Anadolu’ya yayılabilmesi için 325 Yılında İznik konsülünce şekillendirilirken, kadim Anadolu Alevi inanç öğretisini içine alarak genişleme yolunu seçti. Bu yüzden bugün Hıristiyanlıkla Alevilik arasında birçok sembolik benzerlik vardır. Ra-h-Man ve Ramim olan, hava ateş su toprak, CAN kadın erkek vahdeti mevcut var olandı, Varlığın birliği idi.

İl çağlarda kaldıkları MAgRA girişine attığı yemişlerin çekirdeklerinden, yeniden bitkilerin filizlendiğini gören, 1 damla sudan bebek üreten KADIN ANA, toplumsal yerleşik yaşama geçişin, gezerek yiyecek toplama, avlanma yerine, tohum ekip, hayvan evcilleştirip besleme ve sonuçta ihtiyaç fazlası üretim “artı değerin” yaratıcısı oldu. Erkek, kadının evcilleştirdiği bitki ve hayvanları ve bağ bahçelerini KORUYAN el sopalı “çoban” oldu.   Zamanla ortak mülkiyet olan bu “artı değeri”, eli sopalı koruyucu “çoban” sahiplendi, mülkiyetine geçirdi.

MA ANA kültün, semavi tek tanrılı dinlerle birlikte, eli sopalı erkek çoban peygamberler, erkek tanrı, erkek kurtarıcı MAHDİ (Mehdi) kültüne dönüştü.  Sünni Şii İslam’da Kuranda kadının yerini fazla anlatmamıza gerek yok. Şii İslam’la 1500 yıllarda Aleviliğin içine zorla sokulan “12 imamların” arasında bir tek kadın olmayışı da bunu gösteriyor.

 (11. İmam Hasan Al-Askerin 4,5 yaşlarında oğlu olduğu ve dünyayı kurtarmak için giregeleceği vs. iddia edilir. Kaldı ki “”12’ci kayıp İmam Mehdi’’ nin doğumu ve ortadan kayboluşu, Hasan Al-Askerin akrabaları ve öz kardeşi Cafer tarafında, ağabeyinin Mehdi adında bir oğlu olduğu iddialarını şiddetle reddetmiştir)

Ayrıca Kürtçe ’de Oruç sözcüğünün karşılığı “Rocı” ve “Roce” dir, ve  “roj, ro, roz, “ro, roc“  eş anlamlı şem, tav, tavik hepsi direk “gün/güneş“ ile 12 saatlik günü, ışık aydınlık nur parlaklıkla,  vs. ile direk ilgilidir. Haftanın günlerinin sonuna gelen  “şem” eki Yekşem, Duşem, Séşem, Çarşem yine güneş gün ışıkla ilgilidir. Şemas Şeemes Sümerlerde güneş tanrıçası olarak geçer.  Ayrıca Kürtçedeki “ru, rü“ eş anlamlı sözcükler; “yüz’ü, sıfatı, cemal’i“ ifade ederler. Alevi âşıkları ‘’ Dostun cemalini, güneşe benzetmişlerdir.’’ O insan ki Güneş’te ışık ta aynada kendi cemalini görüp kutsamıştır.  Tarihte Anadolu Mezopotamya Ortadoğu’da kullanılan güneş ışık anlamlı, Şem, Semah Şıh Sıraç Şah, Ra-ber, Alevi vs. birçok kelime, halen Alevi kültür dilinde kullanılmaktadır. Kürd Alevilerin çokça kullandı “RA-Haqi” Hak yolu, ışı yolu anlamındadır.  Alevi gülbenklerine başlarken sözlendiğimiz bir isimi de ŞAH tır. B’ismi-ŞAH. Güneş tanrısına “RA” diyen eski mısırlılar, uzayda (Orion yıldız topluluğunda vs.)  güneçten daha büyük yıldız güneşler keşif edince ona ŞAH-RA büyük güneş tanrısı dediler Sahra çölünün adı oradan gelir. Alevi edebiyatında, deyişlerinde (özelikle Pir Sultan’da) ŞAH kelimesine yeri önemlidir. “Hz. Şahın avazı Turna derler bir kuştadır Asası Nil deryasında Hırkası Bir derviştedir.” ŞAHıMerdan kâinatı hareket ettiren güçlü yiğit ışık enerji kütlesi (tanrı) kavramı olarak kullanılır. Babam gök RA, Anam yer MA, Semah dönerken bir elimiz göğe bir elimiz yere bakar, ortada devri daim dönen CAN insan Şahtır haktır.  Babam gök,  12 ay 12 burç, 12 post, 12 hizmet, AŞuRaya katılan en az 12 yiyecek, yıl boyunca kâinatı aydınlatan ışıtan ısıta güneşi kutsanmasıdır. AŞ pişirilen yemek anlamında, Alevilikte AŞuRA (Aşure) kelimesi de “Güneşin Aşı” ‘Yolun yemeği’’ lokması anlamındadır.

  • İnsan olarak MAğRA’larda yaşadığımız günden bu yana, A’leviliğin özü, başta hava, ateş, su toprak Can, canan (Kadın erkek) 5 ana unsuru, Vahdeti mevcut hakkın varlık el emeği, güneş ve toprak MA RA’yı Doğayı insanı bilimi Sevgiyi kutsamışız.

 

  1. Toplumsal açıdan oruç yas matem aşure:

Anadolu yukarı Mezopotamya havzasında ortaya çıkan Alevi inanç öğretesinin en belirgin özelliklerinden biri, yarın yanağından garı, bir üzüm tanesini, bir lokmayı 40 kişi paylaşabilmektir. Bugün bile Ceme gelen canlar evlerinde üstü örtük lokma getirir. Bu lokmalar karıştırılıp ”elimde yoktur terazi herkes oldu mu hakkına razı diye” cem erenlerine dağıtılır. Acı tatlı abu hayatı paylaşmak, Alevilikte Rızalık şehri dediğimiz imece usulü üretim, paylaşımcı, Anaerkil doğal kommunal yaşam tarzı, hayatın zorluklarına, karşı birlikte direnmek, 9-10 bin yıl önce Anadolu’da ”Çatalhöyük” vb. yüzlerce yerleşim yerinde ortaya çıktığı ve bunun Alevi inanç öğretisinde devam ettiği görülmektedir.

  • Alevilikte Lokmada, Oruçta, Aşurede, Hızır’da, sosyal PAYLAŞIMIN ve birlikte DİRENİŞİN sembolüdür.

 

  1. Dünya Din inanç kültürlerinde oruç:

Özet olarak Orucun Matemin Aşurenin temel kaynağı “Semavi İslami dini” değildir, doğal insanidir. Bu dinlerden binlerce yıl önce ve Anadolu/Mezopotamya Ortadoğu dışında başka kıtalarda da oruç matem tutma geleneği vardır.

Alevilikte 3 günlük HIZIR orucu, Hızır lokması paylaşımı, kışın en çetin geçtiği, var olan yiyecek erzak stoklarının azaldığı, Hızır Ayı değimiz, şubat ayı ortasında tutulan 10 binlerce yıldır, süre gelen bir gelenektir. Varoluş felsefesine dayalı Alevilikte, ölüm ölür biz ölmeyiz anlayışı ile HIZIR “ölümsüz insan-tanrı” olarak kültürümüzde yer etmiştir. Kur’an’a kardeşi İlyas’la birlikte peygamber olarak sokulup öldürülmüştür. Alevilikte her an her yerde darda kalanın yardımına koşmakta, umut vermekte ve bereket getirmektedir. Kardeşi İlyas’la birlikte (üçüncü kardeşleri denizde abu hayatı bulamadan boğulmuştur) Abu hayat denilen ölümsüzlük suyunu içmişler ve ebediyen insanlığa hizmete devam edeceklerdir. Abu Hayat Suyunu bulduklarında krala haber vermemişler. Çünkü zalim kral ölümsüz olursa ebediyen insanlığa zulüm edeceğini düşünerek kendileri içmiştir.

Alevilikteki doğal yaşama dair oruç yas aşure, sonradan dinlerin içine alınmış, tanrı emri kelamı veya dini başka bir gerekçeye şartlandırılmış, belirli günlere vs. sabitleştirilmiştir. YAHUDİLİKTE 10 muharrem de Yom Kuppir “Kefaret Günü” orucu 26 saat sinagogda dua ederek geçiriliyor. Musa’nın Tur Dağı’ndayken geçirdiği günler için Yahudiler bu kutsal günde; hiçbir şey yiyip içmiyor, deri giyinmiyor, yıkanmıyor, losyon vb. kokular sürünmüyor, cinsel ilişkiye girmiyor, ateş yakmıyor, çalışmıyor. HIRİSTİYAN’lıkta özelikle Katolikler 4 Şubat ve 10 Mart arası oruç tutuluyor. BUDİZM’DE 2 ayda bir meditasyona amaçlı oruç tutuluyor, arıca kişi toplum içinde günahlarını itiraf ederek kötülüklerden arınır. MANİHAİZM (Manilik’te) ışığı veren güneş ve aya şükran amaçlı tutulurdu. Babil ve Asur Mısır medeniyetinde de aynı amaçla oruç tutuluyordu. TAOİZM (Çin’de) oruç sağlık ve ömrü uzatıcı görüldüğü için tutuluyor. BRAHMANİZİM’de her ayın 12 ve 13.’de ayrıca 15 gün oruç var. JANİNZM 40 gün, İSLAM’da 30 gün Ramazan orucu vardır. Şii Müslümanlar oruç tutmaz, aşure dağıtmaz sadece Kerbela yası tutarlar.

  • Orucun Matemin temel kaynağı “Semavi İslami dini” değildir, doğal insanidir, binlerce yıldır Alevilerin yaşattığı bu gelenek dünyanın her yerinde çeşitli şekillerde yaşatıldığı görülmekte.

 

  1. TIBBİ BİLİMSEL OLARAK ORUCUN FAYDA ve ZARARLARI

İnsan vücudu enerjisini dışarıdan alınan “glikoz” bir tür şeker ve çeşitli yağlar vitaminlerden alır. Oruç tutulduğunda vücut var olan şeker yağ depolarını kullanır, bu şekilde enerji depoları boşatılıp yeniler.

Bilimsel tıbbi araştırmalar kısa aralıklı oruç/ diyetlerin, vücudun direniş gücünü artırdığı gösteriyor. Vücuttaki artık madde zehirleri, ölü hücreleri temizlediğini, şifa, enerji, dirilik verdiği, bağışıklık ve sindirim sistemini güçlendirdiği, kolesterolü engellediği, ömür uzattığı, zihinsel netlik, öz farkındalığı, duyularımızı, sağlıklı beslenmeyi güçlendirdiği, bağımlılığı ve fazla kiloları azalttığı vs. Bir dizi yararları olduğunu göstermekte. Ayrıca çok değişik bitkilerden vs. yemek yapılması vücut için gerekli değişik vitaminleri aldığımızdan dolayı yaralıdır. Oruç/ve diyetlerde su/sıvı mutlaka içilmelidir. Şeker vb. kronik hastalığı olanlar mutlaka doktor kontrolünde oruç/diyet tutmalıdır.

Oruç ve Diyetin ZARARLARI; ilk günler geçici olarak, keyifsizlik, baş ve kas ağrısı, bulantı, yorgunluk hissi verebilir. Ter vücut kokusu ve duygusal bazı etkiler yapabilir. Çağımızın büyük sorunlarından birisi, çeşitli katkı maddeleri ile yapılan hazır yemeklerden dolayı ortaya çıkan şişmanlıktır.

  • SONUÇTA belirli aralıklarla, örneğin günün 8 saatinde hiç yemek yemeyerek. Her 2 günde biraz yiyerek veya yılda 1-2 hafta sadece yeşil yiyerek vs. tutulan oruç ve diyetler (su/sıvı mutlaka alınmalıdır) vücuda ve genel sağlığa yararlı olduğu görülmektedir.

 

SONUÇ ÖNERİ

  • Görüldüğü gibi, Alevilikte oruç ve aşurenin temel kaynağı, doğal ve insani afetler, savaş, bulaşıcı hastalıklar özelikle kış sonu zor yaşam koşularına karşı birlikte direnmek, İnsanın psikolojik ve fiziki direniş gücümüzü artırmak, sağlıklı beslenmek. Hava Ateş/güneş su toprak anayı canlı yaşamı, el emek kadın erkek yaratıcı insanı, 12 ay boyu doğanın bize verdiklerini kutsamak. Yaşam mücadelesinde kaybettiğimiz yakınlarımızı veya toplumsal değeri olan canlar için matem tutmak, kolektif üretim ve paylaşım direniş kültürünün ta kendisidir. Alevilikte Lokmada, Oruçta, Aşurede, Hızır’da, sosyal PAYLAŞIMIN ve birlikte DİRENİŞİN sembolüdür.

 

  • Alevilikte HIZIR AYI dediğimiz, kışı sonu, Şubat ayı ortasında binlerce yıldır tutulan bir HIZIR orucu, Hızır lokması (Aşure) paylaşımı zaten vardır.

 

  • Her yıl 12-15 Şubat’ta 3 gün (isteyen 12 gün veya daha fazlada tutabilir) 1.ci gün hava ateş su toprak bitki hayvanlar doğayı çevreyi kutsamak için, 2.ci gün kadim tarihten bugüne insanlık yoluna emeği geçmiş hayatını vermiş katledilmiş canları uluları anmak için. 3.cü gün sağlıklı ve birlikte kolektif yaşam, Hızır yardımlaşma paylaşım, direnişi kültürü için 3 gün oruç tutulup ardından, 4.cü gün Hızır orucu Aşure/lokması paylaşarak “bayram” kutlamak.

 

  • Aleviler Alevilikle ilgilisi olmayan İslami halifet siyaset kavgası, 12 İmam Hüseyin-i Kerbela Muharrem yası/orucu tutmayı tamamen kaldırılmalıdır.

 

______ (2)  _____

12 İmam Ali, Hüseyin-i Kerbela Muharrem yası orucunun Alevilikte yeri var mıdır?

Üstte Alevilikte oruç ve aşurenin temel dogal kaynağını anlattık.  Aşağı yukarı bütün Alevi kurumları; Her yıl, hiç sorup sorgulamadan araştırmadan, Hicri Muharrem (matem/yas) ayındayız, Hüseyn-i-Kerbela’da aç susuz bırakılan, Ehlibeyte yapılan katliamın zulmün yası matemi için 12 imam orucunu tutuyoruz, ardından 10 Muharremde Aşure pişireceğiz.  Kerbela imam Hüseyin davası, Haklı ile haksızın Mazlum ile Zalimin savaşında İmam Hüseyin’in mazlumun boyun eğmeyenin yanındayız, gibi açıklamalar yapıp nara atıyorlar. Kısaca bunları inceleyip bunların Alevilikte yeri var mı, hal böyle mi bir bakalım?

 

  1. İSLAM-KURAN, ALLAH-MUHAMMED-ALİ ALEV-İ’mi?

İslam dini özetle; Ganimet için savaş/cihata, Cennet hurileri için ibadete dayalı bir dindir. Hem hayır şer Allahtan deyip insanların kaderini çizen, sonrada cehennem ateşinde yakmakla tehdit edip, kendine ibadet karşılığı huri pazarlayan, Kadını köle olarak gören, çok ve çocuk evliliğini savunan, İslam olmayanın veya vaz geçeni kellesini kesen diyen, bir Allah Kitap Peygamber, imam Ali anlayışı inancı Alevilikte yoktur. Asla da kabul edilmez.

 

  1. MUHARREM AYI, ORUCU ve AŞURE

MUHARREM AYI? İslam HİCRİ (ay) takviminin 1. ayıdır. 1 Muharrem Muhammedin Mekke’den Medine’ye hicretinin başlangıcıdır ve Halife Ömer tarafından hicri takvimin başlangıcı olarak ilan edilmiştir. “MuHarram” Arapça ”haram” (yasak) kelimesinden türemiştir. Muharrem İslam’da savaşın haram yasak olduğu 3 ayların başıdır, diğer aylarda din için savaş Cihat katliam serbesttir. İslam kendi koyduğu bu (savaş haram yasak)kuralına hiç uymamıştır, Kerbela ’da bunun örneklerinden sadece biridir.  Aşura’nın Arapça ‘da 10 manasına gelen ‘aşara’ kelimesinden türemiştir. Sözcüğün Sâmi diller arasında ortak olduğu görülmekte ASURA İbarence de “yasak” anlamına geliyor. Aşura, Musevilik inancında da Büyük Kefaret Gün 10 yasağa karşı yapılan günahlar için on pişmanlık tövbe günü olarak kullanılmıştır.

İslam’da 30 gün Ramazan orucu Kuranda Bakara suresi 185.ci ayetinde vardır. Fakat 10-12 gün Muharrem orucu diye birşey Kuranda, İslam’da yoktur. Bilinenin aksine Şii Müslümanlar bile Muharrem orucu diye bir oruç tutmazlar, Aşure tatlısı da pişirmezler.  Şii Müslümanlar Muharrem ayının 10’unda Kerbela olayını canlandıran tiyatro yaparlar, yas tutup ağıt yakıp gözyaşı dökerler, sırtlarını zincirleyip, başlarına hançer çalıp kan akıtarak, Kerbela ‘da döneklik yaptıkları için “günah” çıkarırlar. Şii Müslümanlar 10 Muharrem’de AŞURE tatlısı pişirilmesini hoş görmezler, onlar için Kerbela tatlı değil tuzlu, acı bir olaydır.  Hicri AY takvimi tam doğru olmadığı için, miladi GÜNEŞ takviminden 11 gün kısadır bu nedenle kutsal günler vs. yer yıl 11 gün kaymaktadır.  Sembol olarak Arapların kızgın çöl ortamında GÜNEŞ yerine, karanlığı gece serinliğini AYI kutsaması doğaldır. BU nedenle İslam’ın sembolü hilal AYdır.

  • ALEVİLER binlerce yıldır Anadolu’da, ışığı, güneşi, ocağı, alevi aydınlanmayı bilimi kutsamıştır. İslami Muharrem ayının Alevilik açısından bir kutsallığı yoktur. (Alevilik İslami/semavi bir Din değildir, Kuran Peygamber/Muhammed’e bağlı değildir. Bugün yapılan cemlerde bile Muhammed’in Peygamber olarak Kırklar cemine alınmadığı anlatılır.)
  • AŞ’URA Anadolu’da Alevilerde 12 çeşitli tahıl ürünü kuru yemiş meyvelerden pişirilen doğayı ve paylaşımı, zar zor kıt soğuk karanlık günlerde, güneşi umudu kutsayan tatlı bir yol AŞ’ı lokması olarak algılanır.
  • Kısaca Alevilerin orucunu aşuresini, İslami kurban bayramından 20 gün sonrasına İslami ‘’haram’’ (hicri Muharremin aynın 10’cu gününe (Kerbela’ ya) bağlayıp İslam kuyrukçuluğu yapmanın hiçbir gereği yoktur.

 

  1. HALİFE HZ. İMAM ALİ ALEV-İ Mİ?

Genel anlamda, Alevilerde Alevi kelimesinin İslam’ın 4.cü Halifesi imam Hz. Ali’den geldiğine dair yanlış bir algı oluşturulmuştur. Alevi kelimesi Halife imam Ali’den gelmez.  Alevi Bektaşi Kızılbaş toplulukları tarihte varlıklarını 60 dolayında değişik isimler altında sürdürmüştür. Tarihte Anadolu’da yaşayan yerli halka (A-Luviler) ışık insanları deniyordu. Osmanlı fetva/fermanlara katli vacip, Işık-ehli, Işık Taifesi, Sıraçlar, dinden çıkmış Rafızi Kızılbaşlar vs. olarak geçmiştir. Alevi kelimesi Türkçe Farsça Kürtçede “Alav Alev”-i (ocaktan ateşten çıkan ışık) anlamındadır. Alevi “ışık ehli” topluluklar bir ocağa (okula) bağlıdır. Cemlerde delil/çırağ uyarılmadan cem yürütülmez. Alevilik Raa-Hak (ışık Hak yolu) kâmili aydın A’lim olgun insan olma yoludur.  Tarihte Alu Eli Ulu Oli Ele vs. adlar altında tanrılaştırılmış veya İnsana indirgeniş, kurtarıcı Hızır motifli tanrı “Ali” kültü görülmektedir. Bunu, “Aynayı tutum yüzüme Ali göründü gözüme Ali benim ben Aliyim”. Vs. yüzlerce Alevi deyişinde de görebiliyoruz.  (Bu konuyu başka bir yazıda ele alalım.)

Fakat “Ali” adını, Allah Muhammed Kuran 12 imam Ehlibeyt Kerbela gibi İslami olay, isim terimlelerle birlikte kullanınca, burada ki Ali “Halife hz imam Ali’dir”. Halife imam Ali’nin kim olduğunu en iyi imam Ali; “Nehc’ül Belaga ve Ali Divanı” kitaplarında kendisi anlatıyor. Kur’an’a tüm İslami şeriat kurallarına harfiyen uyan, İslam şeriatı huri cenneti için binlerce insan kellesi kesmiş, yakmış, bunula birde övünen, çok eşli, köleci, IŞİD benzeri, katil bir İslam kasabı karşımıza çıkıyor.

İmam Ali’nin “Nehc’ül Belaga ve Ali Divanı” kitabından birkaç örnek;

“Bu savaş ve cihadımla temenni ediyorum ki Allah
Teâlâ beni cennetine koysun. Makam ve mertebe-
lerin en yükseğini bana versin.”

“Eğer İslâmî kabul etmezsen Allah sana lânet ede-
cektir. Benim keskin kılıcımın darbeleri karşısında
metânet göster.”

“İnsanların hayran oldukları ve başlarının kesildiği
Bedir savaşında önemli bir yerim vardır. Onu izle-
yen Uhud ve Huneyn Savaşlarında da yararlık gösterdim.
Bunlar benim için övünç kaynağıdır.”

“Müslümanların sancağı bana teslim edilmiştir.
(Hendek Savaşı’nda) Müşriklerin ileri ¡gelenlerin-
den Âmr’i öldürdüm. Buna herkes hayret eder.”

105- Hutbe: “Allah size (oruç, namaz ve hac gibi) bir takım şeyleri farz kılmıştır; o halde onların haramlığını bozmayın. Bir takım şeyleri de susarak ifade etmemiştir. Ama bu unuttuğundan dolayı değildir. O halde onları elde etmek için kendinizi zahmete atmayın.”

252- Hutbe: “Allah imanı, şirki temizlemek; namazı, kibirden uzak tutmak; zekâtı, rızka bir sebep; orucu, yaratıkların ihlâsını denemek; haccı, inananların din için yakınlaşmalarını sağlamak; cihadı, slam’ı yüceltmek; iyiliği emretmeyi, cahil halkın maslahatı; kötülükten nehyetmeyi, akılsızların engellenmesi; sılai rahimi, akraba sayılarının artması; kısası, kanların korunması; haddi (şer’i cezayı) uygulamayı, haramların küçük görülmemesi; şarabın içilmemesini, aklın korunması; hırsızlıktan uzak durmayı, iffetin gerekliliği; zinanın terk edilmesini, soyu korumak; eşcinselliğin terkini, nesli çoğaltmak; tanıklığı, inkar edilen hakların elde edilmesi; yalan konuşmaktan sakınmayı, doğruluğu şereflendirmek; selamı, korkulardan güvende olmak; imameti, ümmetin düzene girmesi; itaati de imamet makamını ululamak için farz kıldı.”

Daha fazlasını bu likte okuyabilirsiniz. http://alev-i.com/islam-halifesi-imam-hz-ali-alev-i-degildir/

  • Hiç kimse, hem İslami isim olay söylemleri kullanıp hem de, yok ben başka “Batini bir Ali’den vs. bahis ediyorum diye kıvıramaz. Halife İmam Ali Alevi değildir.

 

  1. EHLİBEYT NE? Aleviler Ehlibeyt için yas oruç tutmalı mı?

İslamcı Alevi imam dedeler, Evladı Resul, Ehlibeyt (Muhammed soyundan) geldiklerini söyler, Ehlibeyt sevgisinde bahis eder, 12 imamlar, Kerbela ‘da katledilen Ehlibeyt için Muharremde ayında yas, oruç tutup, aşure pişiriyoruz derler.

Ehlibeyt (Arapça) = Ev-halkı, Muhammedin eşleri, çocukları, damatları torunları diğer yakın aile akrabaları bütün aile fertleri için kullanılan bir terimdir. ‘Ehlibeyt’ kelimesi Kuran’da Şura Suresi 23 ayetinde geçer. “”De ki (Muhammedim), Ben peygamberliğimi tebliğime karşılık sizden, Ehl-i Beytim’i sevmenizden başka hiçbir ücret istemiyorum. (Şura: 23)”

Her ne kadar Alevi dedeleri Ehlibeyt terimini 5 kişi “Muhammed Ali Fatma Hasan Hüseyin” için kullanıyoruz dese de, 5 kişi içinde Muhammedin kendisinin de olması, diğer eşlerinin çocuklarının torunlarının olmaması, her yönden tutarsız bir durumdur.  Kaldı ki Muhammedin soyundan gelen herkes, Peygamberin soyunun bağlı olduğu Haşimoğluları,  eshab-ı kiramdan, Selman-ı Farisi dâhil ve onların kıyamete kadar gelecek torunlarının hepsine de Ehlibeyt sayarlar. Buna dayanarak ta Alevi dedeleri cem başlarken soy kütüklerini sayıp “Evladı resul ehlibeyt Muhammed soyundan” geldiklerini kanıtlamaya çalışırlar.

Çeşitli İslami kaynaklar Muhammedin en az 21 nikâhlı eşi olduğunu belirtiyor.  Bunun dışında evlenip boşandığı, nikâhlayıp birlikte olmadığı, cariyelerini vs. ekleyince bu sayıyı 69’a kadar çıkaranlar var. Muhammedin tüm eşleri doğal olarak ehlibeyt. Muhammedin bu eşlerinin arasında,  9 yaşında Ebubekir’in kızı Ayşe ve oğlu olmadığı için evlatlığı (oğlu) Zeyd’ten boşandırıp evlendiği Zeynep’te var. Amcaoğlu Ebu Süfyanın kızı Habibe ile evli, Halası Atiyye’nin kızı Seleme ve Halası Ümmeye’nin kızı Zeynep’le evli. Muhammed ve 4 halifede Muaviye Yezit, birbirileri ile 1 derece içlidışlı evli yakın akraba. 9 Eşi olan Hz. Ali Muhammedin Kızı Fatma ve Fatma’nın kardeşi yeğeni Ümame ile de evli.

Muhammed kızlarından Fatma’yı Ali’ye, Ümmü Gülsüm’ü Osman’a veriyor. Deme ki Ali ile Osman bacanak oluyor. Muhammed Ali ile Osman’ın kayınbabası oluyor. Ömer Kızı Hafsa’yı Muhammed’e veriyor, Muhammed’in kayın babası oluyor. Muhammed Ebubekir ve Ömer’in damadı. Hz Ali’nin 7 yaşındaki kızı Ümmü Gülsüm’ü kayın babasının kayınbabası olan Ömer’e veriyor, Yani Ali Ömer’in kayınbabası, Fatma’da dedesi olan Ömer’in kaynanasıdır. Ömer’in boşadığı Atike’yi Muhammed’in torunu İmam Hüseyin alıyor. Muhammed Zeydi’n babalığı, Zeyid’in hanımı Muhammed’in gelini, Aynı zamanda (boşanıp Muhammet’le evelediği için) Zeydi’n analığı, Muhammed’in Torunu Ümmü Ali’nin Hanımı, Ümmünün anası Zeynep Muhammed’in Kızı, Ali’nin baldızı ve kaynanası Fatma’nın da bacısı. Muhammed Ebubekir ve Ömer’in damadı. Muhammed bir kız kardeşini Muaviye’ye diğer kız kardeşini Yezitle evlendirmiş. Baba oğul bacanak, oldukları gibi, Peygamber kaynı ve Fatma’nın üvey dayıları olmuşlar. 12 imamlardan kayıp çocuk Mehdi dışında, 11 imam hepsinde çok eşli idi. Hasan 36 kez evlendi. Bunların hepsi ve onların torunları, kıyamete kadar Ehlibeyt sayılıyor. Böylesi ‘ensest’ ilahi bir aile ilişkisi ancak islamda olabilir. Bu ne biçim kutsal aile­, buyurun imam Aliciler bu aile ilişkisi için yas-matem ve oruç tutun.

Alevilikte kadın, erkek, çocuk, evlilik, tek eşli aile kutsaldır, hakkın varlığını sürdürmesidir. Özelikle çocuklar, en az 18 kendilerini kurtaracak yaşa gelene kadar, aile birliğin korunması çok önemlidir. Herhangi bir nedenle canlar geçinemiyorlarsa medeni bir şekilde rızalıkla ayrılmaları da doğaldır.

YOL PİR Hünkâr Veli diyor ki; Soyumdan gelen değil yolumdan giden bu yolun ulusudur piridir. Fakat Yol erkândan bir haber imam dedeler: Bir yandan evladı resulüm, Ehlibeyt soyundan geliyorum diye posta oturup böylesi “Ehlibeyti düşkünlüğe’’ sevgi göstermemizi, onlar için yas, oruç tutmasını istiyor. Diğer yandan Alevilikte tek eşlilik esastır diyor, 2 defa evleneni veya eşinden boşayanı düşkün ilan ediyorlar. Diğer yandan evladı resulüm Ehlibeyt soyundanım, deyi posta oturup böylesi “yol düşkünlüğüne” (Ehlibeyte) sevgi göstermemizi, onlar için yas, oruç tutmasını istiyorlar. Bu ne yaman bir çelişkidir. Bu ehlibeyt ve Evladı resul kavramı tamamen Alevi yol erkânından çıkarılmalıdır.

  • Dünyada 4 insan DNA’sı kan grubu var dördü de Afrika’dan geliyor. Hiçbirimizin kanı diğerinde daha kırmızı soyu diğerinden daha kutsal değil. “72 Millete (insana) bir bakmayan bizden değildir” ve “Soyumdan gelen değil, yolumdan giden bu yolun ulusu, piridir” diyen bu yolda; Ensest aile ilişkilerini içeren, kadını köle cariye yerine koyan, Muhammedin Ehlibeytini kutsamak onlar için oruç tutmak, Alev-i-ler işi olmasa gerek.

 

  1. ON İKİ 12 İMAM ORUCU MU?

“12 imalar” İslâm dininin Şiî mezheplerinden biri olan (İmâmiye-i İsnâ‘aşer’îyye  Caferi) On iki imam itikat ve silsilesine verilen addır. Aleviler bir yanda “Biz mezhep bilmeyi yolumuz vardır” derler, Alevilikte İmam yoktur, Pir Mürşit Rehber vardır “imam Camide” derler sonra ne yaman çelişki dönüp, Muharremde 12 imam orucu tutuyoruz deler.

On iki imamlar yaşamları boyunca hiç camiden çıkmadılar. Beş vakit namaz kılıyorlardı. 30 gün ramazan orucunu tutuyorlardı. Hacca gittiler. Camide imamlık yaptılar. Camide vaaz verdiler. Şeriatı savundular. Şeriatın yayılmasında büyük pay sahibi oldular. Alevi inancı hakkında en ufak bir bilgi sahibi olmadılar. “4 Kapı 40 Makam” öğretisinin yanından bile geçmediler. Cemevi hiç görmediler. Musahip tutmadılar. Eline saz almadılar. Deyiş söylemediler. Semah dönmediler. Eline, Diline, Beline sahip olmadılar. Kadına asla değer vermediler. Her biri ondan fazla evlilik yaptı. İmam Hasan 36 kez evlendi. Kadına saygı göstermediler. Kadınlara şeytan gözüyle baktılar. Şeriatı savunmayanlara yaşama hakkı tanımadılar. İktidar uğruna çok cana kıydılar. Alevi inancının varlığında bile haberi olmayan on iki cami imamı için oruç tutmak Hak mı?

Bu orucun ortaya çıkışının, Kerbela Vakasından İmam Hüseyin’in ölmesi ile birlikte 12 İmamlar için 12 günlük yas tutulmaya başlandığı söylenir. Bu ne yaman bir çelişki Hz. Hüseyin üçüncü imamdır. Onun ölümü ile birlikte ondan sonra gelecek olan dokuz imamın da yası neden tutulmaya başlansın ki? Daha doğmamış kişilerin imam olacakları ve trajik sonları iki yüz yıl öncesinden nasıl biliniyordu? Mantıksız komik bir durum.

Kaldı ki Alevi uluları pirleri; Hallac-ı Mansur, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Taptık Emre, Baba İshak, Börklüce Mustafa, Torlak Kemal, Şeyh Bedrettin, Şah Kulu, Nur Halife, Şeyh Celal, Baba Zün’nü, Kalender Çelebi, Kara Yazıcı ve Pir Sultan Abdal on iki imam orucu diye bir oruç tutmamışlardır.

Alevilikte 12 Hizmet 12 Post vs. bir 12 kültü vardır. Bu 12 kültü direk, İnsanların toplayıcı avcı yaşamdan yerleşik yaşama geçmesi sağlayan ve tarım hayvancılık yerleşik yaşam için Can alıcı önemi olan 12 aylık yıllık takvimin 12 burcu tespit ederek bulunması ile ilgilidir.  İnsanlar yerleşik yaşama başladıklarında gece gökyüzünde her ay başka bir yıldız topluluğunu ve bunun yer yıl tekrar ettiğini gördüler. Yıldızları deri ve kil tabletlere işleyip 12 ve 365 günlük takvimi buldular ve Ayı Güneşi 12 yıldız burcunu erişilmez olduğu ve dünyayı ısıtması, ışıtmasından vs. dolayı kutsadılar. Ay güneş ve 12 yıldız burcun en eski örneği, Anadolu’da 14 bin yıllık öncesi Urfa Göbeklitepe ve sonraki tapınaklarda görülmektedir. (Göbeklitepede Alevi inancını içeren birçok öğe vardır. Göbeklitepe Alevilik inancı ile ilişkisi ayrı bir yazı konusudur.) Bu 12 kültü daha sonra Ortadoğu’ya ve dünyanın birçok bölgesine, Mısırda 12 ulu tanrı, Sümerlerde 12 şehir tanrısı, Yahudilerde 12 kabile, Hıristiyanlarda 12 havari, Çin’de 12 hayvan burçlu yıl, Şii İslam’da 12 imam olarak yayılmıştır. Ve Şii 12 imam Aleviliğin içine 1500 yıllardan sonra sonradan sokulmuştur.

  • Peygamber Muhammet – İmam Ali başta olmak üzere Şii İslami 12 imamların hiçbirisi; Aleviliğin temel taşları olan; Sazlı, sözlü, lokmalı, demli, kadınlı, erkekli semahla, 12 hizmetli, RIZA şehirli Ceme katılmamış veya cem yürütmemiştir. Hepsi şeriatı İslam’ın kurallarına uymuş, İslam’ın kanlı kılıcını sallamıştır. Hepsi Çok eşlidir. Kırklar meclisi, Varlığın birliği, Semah, Nefes, bağlama, Dört kapı kırk makam, Alevi ocak sistemi ve Pirlik kurumu, Dem alma, Musahiplik ve sorgu görgü düşkünlük İslam’da yoktur. İslam’da olan da Alevilikte yoktur.
  • 30 gün Ramazan orucu tutan, 12 camii imamı için 12 gün oruç tutmak, akıl mantık işi değildir, Alevi yol erkânına uymaz.
  • 12 imamların hiç birisi Alevi değildir, Alevi yol erkânından cem evlerinden 12 imam resmi, orucu vs. tamamen kaldırılmalıdır.

 

  1. HÜSEYİN-İ KERBELA İNSANLIK DAVASI MI, HALİFELİK KAVGASI MI?

İmam Hüseyin Kerbela olayı, Alevilere halifelik taht kan davası değil, sanki haklı ile haksızın, mazlum ile zalimin kavgası insanlık davasıymış direnişiymiş gibi sunulur, peki öyle mi?

1400 yıl önce olmuş olayları, Sünni, Şii İslam kaynakları, Alevi ve hatta yabancı kaynaklar, taraflı olarak süsleyip püsleyip, kendi açısından yorumlayıp aktarmakta, ancak hepsini harmanlayınca, gerçeğe yakın, genel bir resim ortaya çıkmakta.

Kısaca İslam’da Halifelik konusunu özetleyecek olursak. Muhammed ölmeden önce Gadir-i Hum’da İmam Ali’yi kendinden sonra Halife tayin ettiği söylenir.  Fakat Ulema/Şura kimin halife olacağı tartışıldığında; Hz. Ali en uygun kişi Ebu Bekir, daha sonra Ömer ve Osman diye bu tartışmayı noktalar. Ve 3 halifeye de sonuna kadar tam destek verir. Emevi sülalesinden olan halife Osman aynı zamanda İmam Ali’nin bacanağıdır. Osman bir ayaklanma sonucu suikastla öldürülmesinin ardından İmam Ali halife olur, ortama hâkim olmaya yatıştırmaya çalışır.  Şam valisi Muaviye yakın akrabası olan Osman’ın katillerini bulmak için, İmam Ali’yi yeterli çaba göstermemekle, hatta korumakla suçlayıp Ali’nin halifeliğine karşı ayaklanma başlatır.

(İmam Ali Bedir savaşında, Muaviye soyundan, (Ümeyyeoğulları = Emevilerden,  birçoğunun babasının kellesini kesmiştir. Arada üstü kapalı bir husumet, kan davası vardır. Muhammed ve Ali Haşimoğlularındandır, nesiller boyu bu 2 aile bölgede, İslam’da erk/taht için birbirleri ile savaşmıştır.)

İmam Ali bir dizi yerel isyanı bastırıp, İslam devletinin başkentini Medine’den alıp, Ali taraftarlarının çoğunlukta olduğu Küfe’ ye taşıyıp, büyük bir ordu toplayıp, kendine biat etmeyen, Muaviye kontrolündeki Suriye eyaletini işgal eder. İki ordu Suriye Rakka/Sıffin’de aylarca savaşır, 45 bini Muaviye’nin ve 25 bini Ali’nin askeri öldüğü aktarılmakta. Kaybedeceğini gören Muaviye’nin askerleri mızraklarının ucuna Kur’an sayfaları takarak “Savaşın sonucuna Kuran Allah karar versin” diye, bir “Hakem” heyeti önerir, Halife Ali bunu kabul eder.

Fakat Ali taraftarlarından büyük bir grup (Hariciler) “Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın.” (Kuran Hucûrat:9) ayetlerine dayanarak, Ali’nin Hakem olayını kabul etmesine karşı çıkarlar, Ali’nin ordusundan ayrılırlar.

(Hariciler şehir dışlarında yaşayan, İslam devletinden bir yarar görmeyen fakir halkan oluşuyordu hem Ali’nin hem de Muaviye’nin bu aile iktidar taht kavgasına karşı çıktılar. Değişik fikir ve katmanlardan oluşan, sonraları değişik gruplara bölünen, “Hariciler” ve daha sonra otaya çıkan “Karmatiler” ve İsmail’i bazı gruplar vs. Alevilik açısından ayrıca değerlendirilip analiz edilmesi gereken bir konudur.)

Halife Ali küfeye çekilir,  658 yılı temmuzunda Nehrevan Savaşında Haricilerin büyük bir bölümünü katleder, birçoğunu “dinden dönenler” diye çukurlara doldurup yakar. Sıffın Savaşı’ndan dört yıl sonra (661’de) Ali Haricîlerden Abdurrahman B. Mülcem tarafından Küfe’de öldürülünce, Muaviye’nin halifeliğini ilan etmesi için hiçbir engel kalmamış görünür. Küfe’de cami imamı olan İmam Hasan babasının Ali’nin katili Mülcem’i Küfe meydanında kafasını kestikten sonra, daha Ali toprağa verilmeden kendisini halife ilan etti herkesin kendine biat etmesini istedi. Mısır ve Şam eyaletinin desteğini alan, Şam Valisi Muaviye Hasan’ın halifeliğini tanımayarak 60 bin kişilik bir orduyla Küfe’ye saldırıya geçti. Halife Hz. Hasan da 40 bin kişilik bir ordu toplayarak karşı harekete geçti. İki ordu karşı karşıya geldiğinde, Hz. Hasan’ın ordusunda çözülmeler, ayrılıklar ve hatta ayaklanmalar başladı. Ordusunun bu durumu ile savaşmayı göze alamayan Hz. Hasan Muaviye ile şu şartlarda anlaştı.

(1. Halifelik Muaviye’ye verilecek.  2. Muaviye’nin ölümünden sonra halifelik Hasan’a verilecek. 3. Ali’nin çocuklarına ve mal varlığına dokunulmayacak. 4. Her yıl Hasan’a 55 bin dirhem ödenecek.) 

Hasan ve Hüseyin vs. Küfe’liler ile birlikte Muaviye’ye biat ederler ve desteklediler. Böylece Şam Valisi Muaviye 661 yılında 20 yıl boyunca ölene kadar halifelik tahtında oturdu.

Muaviye diğer halife Ömer, Osman ve Ali’nin başına gelenleri yaşamaması için askeri tecrübelerinde de yararlanarak, valileri değiştirdi, oğlu Yezidi Şam valisi ve orduya başkumandan yaptı. Kendisine yakın bir din şurası oluşturdu, imam Hüseyin’i de Medine Din Şûrasına imam olarak atadı. İmam Hasan Halife olabilmesi için Muaviye’nin ölmesini beklerken 670 yılında İmam Hasan’ın 18. eşi Ca’de Kays tarafından zehirletilerek öldürüldü. Hasan’ın ölümü Muaviye’nin eli’ni daha da güçlendirmiş oldu.

Muaviye 76 yaşında hasta ölmeden önce, Medine Din Şurasına mektup gönderip, kendinden sonra Halifeliğe Şam valisi olan oğlu Yezid’i önerdiğini şuranın görüş belirtmesini ister. Şura ”Bizi özgür bırakın değerlendirip kesin kararımızı açıklayacağız” diye bildirir”. Muaviye valilere yeni bir mektup göndererek oğlu Yezid’i Halife ilan ettiğini açıklar, herkesin biat etmesini iter. Bu arada Muaviye (18 Nisan 680) ölünce, Halifeliği ilan edilmiş olan, oğlu Yezit, hemen Medine valisi Velid bin Utbe,  Ebu Sufyan’a bir mektup gönderir. Mektubunda şöyle yazıyordu: “Mektubum sana geldiği zaman, Hüseyin bin Ali ile Abdullah bin Zübeyir’i buldur, onların bana biatlarını al! Eğer, biattan kaçınırlarsa, boyunlarını vur, başlarını bana gönder: Aynı şekilde halkında biyatlarını al, biyat etmeyenlerin boyunlarını vur.””

Vali Velid, Yezid’in mektubunu Şura’da okuyup, Hz. Hüseyin’i Yezid’e bey’ata davet etti. Hz. Hüseyin «înnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun. Allah, Muaviye’ye rahmet etsin. Sana da, büyük ecir versin. Bey’at işine gelince, benim gibi bir adam, gizli olarak bey’at edemez. Zâten, halkın önünde açıklamadıkça, bu bey’ata sen de, razı olmazsın. Sen, çıkıp halkı bey’ata davet ettiğin zaman, bizi de, çağırırsın.» dedi. Velid, «Peki, şimdi, evine dön. Halk, bey’at için toplandığı zaman, sen de, onlarla birlikte gelir, bey’at edersin.» dedi.

Mervan «Eğer, bu, şimdi yanından ayrılacak olursa, onu, bir daha hiç bir zaman ele geçirmeğe kadir ve muvaffak olamazsın! Hatta, onunla, senin aranda çarpışma olur. Sen, bu adamı haps et. O, yanından gitmeden, ya bey’at eder, yahut onun boynunu vurursun!» dedi -Hz. Hüseyin, yerinden sıçradı. «Ey mor suratlı adamın oğlu! Yalan söyledin! Vallahi, sen alçaklaştın. Günah işledin. Benim boynumu vurmağa, ne sen kadir olabilirsin, ne de, o kadir ola bilir!» diyerek Velid’in yanından çıkıp gitti. [Belâzüri-Ensabül’eşraf c. 4, s. 14-15, Taberi-Tarih c. 6, s. 189]

Bu gelişmeler üzerine Hz. Hüseyin, kardeşi M. Hanifi’ninde tavsiyesi ile yakınlarından bazılarını da yanına alarak, Mekke’ye gitmek üzere yola çıktı, Medine’den ayrılmadan önce dedesinin Muhammed’in kabrini ziyaret edip: ”Ya Rasulallah! Senin yanından istemeyerek ayrılıyorum. Seninle aramıza girdiler. Şarap içen, günahkâr Yezid’e biat etmeye zorlandım. Bunu yaparsam kâfir olurum, şayet biat etmezsem öldürülürüm…” diye söylediği rivayet edilir. [Ebu Mihnef,14-15]

Hüseyin muhtemelen, Muaviye ile Hasan arasında yapılan anlaşmanın gereği, (antlaşmada yazmasa da), Hasan’ın öldürülmesinin ardından Halifeliğin/tahtın kendisinin hakkı olduğunu düşünüyordu. Hasan’ın halifeliği Muaviye’ye verip, birlikte kendisi de biat etmesine rağmen Hasan’ın öldürülmesi, Hüseyin kendisi bugün Yezid’e biat etsede, yarın öldürülmeyeceğinin garantisi olmadığını gösteriyordu.

Bu arada Küfe’ni nüfuz itibar sahibi ileri gelenleri, İmam Hüseyin’e birçok mektup ve elçiler gönderip,  din İslam’dan çıkmış içki içen vs. Yezid’e karşı, kendisine (Muhammedin torunu Hüseyin’e) halife olarak biat edeceklerini, Yezid’e karşı savaşacaklarını bildir. Bunun üzerine Hz. Hüseyin amcaoğlu Müslim‘i gizlice, biat almak ordu kurmak için Küfe’ye gönderir, Müslim 1 ay içerisinde 20 bine yakı biat alır/asker toplar, Hüseyin’e olumlu mesaj gönderir. Bunun üzerine Hüseyin muhafızları köleleri, ailesinden oluşan yaklaşık 100 kişilik bir grupla küfeye doğru yola çıkar. Fakat haber Yezid’e ulaşır, Yezid bir ordu gönderir, Müslim yakalanarak idam edilir. Bu idam, Hz. Hüseyin’i davet eden Kûfeli on binleri sindirir ve Hz. Hüseyin’e yardım etmekten vazgeçmelerini sağlar.

Hz. Hüseyin, Irak’a yaklaşırken Ubeydulah’ın gönderdiği bin kişilik öncü birlik tarafından takip edilmeye başlanır. Kerbela’ ya geldiklerinde 4000 kişilik asıl kuvvet tarafında kuşatılır.

10 Muharrem Cuma 61/10 Ekim 680’de her iki taraf sabah namazını kaldıktan sonra savaş vaziyeti alır.  İmam Hüseyin atına binip, saldırı emri bekleyen Kûfelilere tekrar uzun bir konuşma yapar. Kendisinin bizzat Kûfe ordusunda orada bulunan kişilerin davet mektupları sebebiyle burada olduğunu söyledikten sonra Mekke’ye mektup gönderenlerin isimlerini teker teker sayar. Ancak oradakiler biz böyle bir şey yapmadık diyerek Hz. Hüseyin’e yaptıkları davet çağrılarını inkâr ederler. [26]

Hüseyin Kadınlara ve çocuklara dokunulmamasını ister, ardından savaş başlar. İmam Hüseyin’in askerleri yavaş yavaş şehit düştüler öğle üzeri iyice azaldılar. Sonunda oklarla saldırdılar, Hüseyin öldürülür. Bu saldırıda İmam Hüseyin’in ikinci eşi Leyla, çocukları Ali Asgar, Abdullah ve Cafer, Kerbela ‘da toplam 72 kişi ölür. Yezid ‘in askerleri İmam Hüseyin’in diğer dört eşi Urvet, Kuzaa, Kilap, Talha ile birlikte 17 yaşında hasta oğlu İmam Zeynel Abidin’e, kızları, kız kardeşi ve diğer geriye kalanlara dokunmazlar, küfeye ardından Şam’a yezidin huzuruna götürülürler.  Yezit Muhammedin torunu Hüseyin’in öldürülmesine gelen tepkileri azaltmak için, kalanlara iyi davranır. İmam Zeynel Abidin Yezide biat eder, daha sonra Mescidi Aksa Camisinde İmamlık yapar.  Kûfeliler, yaptıkları bu ihanetten pişman oldular, 10 Muharrem i Hz. Hüseyin’in intikamını alma ahdinin tazelendiği bir matem güne dönüştürdüler. Şiiler günah çıkarırcasına her yıl 10 muharremse dövünerek, kendilerine işkence yaparak bu ihanetin pişmanlığını çıkarmaktalar.

“Her yer Kerbela” “Her gün Aşure” “İmam Hüseyin direnişi” vs. diye Kerbela kavramı etrafında bir Cihat ve “şehitlik” kültü oluşturulmuştur.

Sonuçta Hz. Hüseyin’in amacı Küfe’de asker toplayıp, Yezit’i tahtından aşağı indirmekti. Yezit elini çabuk tutmasaydı, muhtemelen Hz. Hüseyin’in uğradığı sona kendisi uğrayacaktı. (O zaman Alevi-İslamcılar Yezid için yas oruç tutarlar mıydı dersiniz?) Bu açık bir iktidar kavgasıdır. Kerbela ‘da mazlumun zalime boyun eğmemesi diye adlandırabileceğimiz bir olay yaşanmadı. Bu söylem Acem abartı sanatının en seçkin örneğidir. Yezit veya Hüseyin islama halife olmuş olmamış bundan bize ne.?  Tahtacı Alevi bir amca ile, imam Hüseyin Kerbelanın Alevilikle ilgisi olmadığı konusunu konuştuk: – Peki biz bundan sonra cemlerde ne diye dizimizi döveceğiz diye sormuştu. Dedim amca artık dizimizi dömeyeceğiz hepsi bu kadar.

  • Ne yönden bakılırsa bakılsın Körbela olayı, haklı ile haksızın, masum mazlum ile zalimin arasında bir sınıf insanlık davası değil, 2 Arap kabilesi arasında İslam ganimeti, halifeti için KANdavası iktidar kavgası olduğu ortada.

Hüseyin’de Yezid’te varlıklı üst sınıftan, İslam devletinin üst kademesinde görev almış, malı mülkü olan, birçok eşi besleyebilen, köleleri olan, İktidara direk talip olan bunun için ordu kuran şahıslar. İktidara geçen veya iktidara talip olan halifeler (padişahlar kırallar) kendilerine alternatif olan ve olabilecek herkesi devletin veya dinin bekası adı altında en yakın akrabalarını bile katlediyor, tarihte de bunun birçok örneği var. (Savaş ortamında kurunun yanında yaşında yanması birkaç kadın ve çocuğunda ölmesi kaçınılmaz.)

  • Alevilik bir İnsanlık mirasıdır. Alevilik bu ülkenin en büyük zenginliğidir. Alevilik bu ülkenin geçmişidir. Aleviliği ortadan kaldırma çabası bir insanlık suçudur. Hal böyle iken somak gerek. Aleviler çektikleri onca acı katliamlar varken; Neden kendi mazlum masum haklı davaları için; Malya ovasında, Aydın Ortaklarda Bozburunda direnen, Edirnede diri diri ateşe atılan Hurifiler, Osmali Yavuz İtinin kaliamına uğramış onbiler için yas oruç tutmaz? Neden kendi pirleri Hallacı Mansur, Nesimi, Baba İlyas, Börüklüce Mustafa,  Kalender Çelebi, Şah Kulu, Baba Zünün, Pir Sultan, S. Rızalar, İbolar için yas oruç tutmaz. Neden TC. döneminde Türk İslamcı Atakurtcuların yaptığı Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, Gezi Alevi katliamları için yas oruç tutmaz.. Bunca elemden, kederden sonra eğer Alevilerin gözlerinde dökecek bir damla gözyaşı kaldıysa, deve-kuşu gibi kafasını kuma sokup Kerbela çöllerine dökeceğine bu gözyaşını kendileri için dökmeleri gerekmez mi?

 

  • İmam Hüseyin’in 1400 yıl önce, Kerbela ‘da şehit olmadan önce; ‘’Artık İslam’la vedalaşmak gerekir, çünkü ümmet Yezit gibi bir yöneticiye duçar (uşak) olmuştur’’’ diye söylediği rivayet edilir. Aleviler İslami olan her şeyi Alevi yol erkânından çıkarıp atarak, imam Hüseyin ve son vasiyetine bu şekilde saygı göstermelidir. 
  • 12 imam Hüseyin-i Kerbela İnsanlık davası değil İslam’ın halifelik iktidar kavgasıdır. Yasını orucunu tutmak biz Alev-i-lere düşmez.

 

  1. PERŞEMBE MÜBAREK Mİ?

Tarih boyu, Maraş, Çorum, Sivas’ta; Cuma namazından sonra camiden çıkanlar tarafından katledildik yakıldık. “Cuma’nız mübarek olsun” sözlerinden, şu İslam’ın ŞERinden kurtulalım derken. İslam kuyrukçusu İzzetDinci Aleviler başımıza birde “48 Mübarek Perşembe” gecesi çıkardılar. Her Perşembe akşam TV’de cem yayınlayarak bunu pekiştirmeye çalışıyorlar. Neymiş Aleviler 48 perşembe oruç tutarmış, 48 hafta Perşembe’yi cumaya bağlayan gece Cem tutarmış. Yani yine Cuma gününe getiriyor. Cuma namazı yerine, Cuma cemi yapmış olunuyor. Ha sıçtın, ha yüreğin gitti, koku aynı koku.  Neden 52 hafta değilde 48 Perşembe? Ramazan ayında Aleviler Oruç tutmazmış. Veya o tutmadı, Muharrem ayında cem yapılmazmış ta ondan 48 haftaymış.

Peki Perşembe gününün oruç ve cem tutmanın gerekçesi neymiş?  Güya Allah dünyayı 6 günde yaratmış. 3 gün çalışmış yorulmuş, 7.ci gün hafta ortası Perşembe günü dinlenmiş, sonra 3 gün daha çalışmış, dünya âlemi insanı yaratmış. Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlık diyen bir yolda, ancak bu kadar saçmalık yapılabilir. Bilim bunun neresinde sormak gerek.  Allah peygamberlere perşembe akşamları “hutbeler okuyun buyurmuş”; Ne zaman nerede kime buyurmuş, hangi kimin hutbeleri okunacak kaynak yok. Herhalde, imam Hz. Ali’nin hutbeleridir. Örnek olarak birisini okuyalım o zaman:

(( 80.  Hutbe: “Ey insanlar! Kadınlar iman, pay ve akıl bakımından noksandırlar. İman bakımından noksanlıkları, hayızlı günlerde, namazlardan ve oruçtan uzak olmalarıdır. 

Akıllarının noksanlığı iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği yerine geçmesidir. 

Payların noksanlığı ise mirastaki paylarının erkeklerin yarısı olmasıdır. 

Kadınların kötülerinden sakının, hayırlılardan çekinin; onlara iyilikler de itaat etmeyin ki kötülüklerde itaat beklentisi içinde olmasınlar.”)) ((Kaynak: Nehc’ül-Belağa; İmam Ali (a.s)’ın Hutbeleri, Mektupları  Ve Hikmetli Sözleri))

Muhammed ve birçok peygamber ve 12 imamların 11’i Perşembe günü ölmüş.  Vah vah, ne acı tesadüf. Belge kaynak yok.  Bir gün olsun sazlı sözlü semahlı kadınlı erkekli lokmalı demli 12 hizmetli bir ceme girmemiş. Ömürleri boyunca Ganimet ve cennet hurileri için peşinden koşmuş sözde peygamberler ve 11 cami imamları için her perşembe oruç yas, cem tutmak Perişanlıktır. Buna ancak yağmurdan kaçıp, doluya tutulan “Mübarek” Alevilerin akıl tutulması denir. Perşembeniz Mübarek olsun.

  • Alevilikte İbadeti yeri zamanı şekli yoktur en büyük ibadet çalışmak, paylaşmak, kendine reva görmediğini başkasına görmemektir. Yılın belirli günlerinde Hızır, Newroz, Muhabbet gemleri bir de yılda bir defa görgü cemi yapılır, bunu da katılım açısından canalar hangi gün uygun görüyorsa o gün yapar. Yok, perşembeniz mübarek olsun, yok Perşembe alevi inanç ibadet günü vs. kullanılmamalıdır.

 

  1. NUH ve MUSA TUFANI İÇİN AŞURE Mİ?

Şii/Alevi İslam propagandacıları, Kerbela olayı dışında; 10 muharrem Aşure günü; – Hz. Âdem’in tövbesinin kabul olduğu. – Hz. İdris’in diri olarak göğe yükseldiği. – Hz. Nuh’un gemisinin tufandan kurtulduğu.- Hz. Musa’nın Kızıldeniz’i yarıp İsrailoğulları’nı Firavun’dan kurtardığı. – Hz. Yunus’un balığın karnında 40 gün kırk gece kalıp çıktığı. – Hz. İsa’nın doğumu ve ölümden kurtarılıp göğe yükseldiği gibi birçok doğru yanlış olayı abartıp çarpıtıp, 10 Muharrem günü olduğunu ileri sürmektedir. Öncelikle canlı canlı göğe çekilmiş veya ”Burak” ata binip uzaya çıkmış, bu tür anlatımların çoğu akıl mantık bilim dışıdır. Gerçek olmuş bazı doğal insani olaylar da hadDİNden fazla abartılmıştır. O tarihlerde düzgün bir takvim yoktu olanda ayrı ayrı takvimlerdi, bu tür olayların 10 Muharreme denk geldiğini söylemek mümkün olmasa gerek.  Hıristiyan âlemi İsa’nın doğumu 25. Aralık olarak kutluyor ölümü ise 3 veya 15 Nisan 33 10 Muharrem değil.  Yunus balinagil balıkların arkadaş canlısı duygusal insana yakınlık gösteren hayvanlar olduğu biliniyor, bir fırtınada gemiden atılan/düşen bir kişinin, dalgalar tarafında kıyıya sürüklenmesi, ayağa kalktığında denizde bir balina görmesi veya Yunus balığının yardımıyla karaya çıkması doğal, bugün bile yaşanabilecek bir olay. Balığı karnında 40 gün yaşadığı işin abartması olsa gerek.

 

1- NUH TUFANI; NUH “peygamberin”, tüm canlık varlıklardan 2’şer eşin Nuh’un gemisine binip tufandan kurtulması, mitolojik dil ve dinlerin anlattığı gibi değildir. Nuh ve ailesi bira şarap üretip pazarlayan bir ailedir. O tarihler buzul çağının sonuna denk gelmekte, sıkça tropik yağılar sel su baskınları olmakta. Nuh ailesine küçük gemi (Kayık EV) yapıp, ev hayvanları ailesi ile birlikte gemide yaşamakta ve bira, şarap satarak geçimini sağlamaktadır. Bir sel/su baskınında ‘’Kayık evleri’’ İran körfezine savruluyor, 40 gün denizde kalıyorlar. Kayık evlerinde var olanı yiyip, su yerine %80 su olan bira içip hayatta kalıyorlar. Gemileri 40 gün sonra Bahreyn kıyısına vuruyor. Çıkıp başlarına geleni anlatıyorlar. Bu olay Sümer çivi yazısı ile kil tabletlere yazılıyor. Sözlü gelenekle anlatılıyor. Daha sonra Irak’ın UR şehrindedir, aynı hikâye Sümerlerce kil tablete yazılmış. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan 2 kil tabletlerdeki bu hikâyenin Londra müzesinde çözümü yapıldı, konuyla ilgili bilimsel makaleler yazıldı ve belgesel film yapıldı.  ((İnternette bu linkte bulabilirsiniz. Youtube  ‘’Noah’s Ark – The True Story 16’’  https://www.youtube.com/watch?v=mLYsXDq7BlU))

 

2- MUSA’nın KIZILDENİZ’İ YARIP FİRAVUNDAN KURTULMASI KONUSU; Olay Mitolojik dil ve dinlerin anlattığı gibi değildir. Bu olay 2 doğal afetin birbiriyle karıştırılmasından ibarettir.

  1. a) Musa kabilesi ile Mısır’a çalışmaya gelen bir kabile reisidir. Yunanistan’ın Santorini adasında MÖ 1640 yıllarında meydana gelen büyük bir volkanik patlama dolayısı ile su baskını volkanik küller,  Mısır’da dini kitaplarda anlatılan ‘’10 belaya’’ sebep olmuştur. Musa Firavundan yardım istemiş, oda biz kendi derdimizle uğraşıyoruz, en iyisi siz ülkenize (İsrail’e) geri dönün demiştir. 10 bela bütün bölgeyi sardığı için Sina yarımadasından güneye yönelip kendilerini çölün ortasında bulmuşlar, yıllar sonra bazıları ülkesine dönmüş bazıları daha güneye Arabistan’a vs. gitmiş.
  2. b) Bu olaydan 180 yıl sonra Firavunun taş ocaklarında çalışıp, iş bitince evlerine gönderilen, fakat Mısır’da kalmak isteyen Kenan’lı ve Shasu’lu göçebe 700 işçinin ülke dışına çıkmalarını garantiye almak için Firavun peşlerinden asker gönderiyor. Askerler gece olunca deniz kenarına kamp kuruyorlar. İşçilerde karşı dağlık bölgede geceliyorlar. Sabaha karşı işçiler, güneşli havada aniden beklenmedik büyük bir su dalgasının gelip askerleri alıp denize sürüklediğini görüyor. İşçilerin olayı anlattığı kil tablet bulundu.  Bu su baskınının nedeni Yunanistan’ın ”Gyali” adası açıklarında Akdeniz’de meydana gelen deniz altı deprem/volkanik patlamasının yarattığı Tsunami. Volkan araştırmacısı prf. Barbara J. Siverstsen’ın, Gayli adası patlaması, bu kil tabletler ve Kahire yakınlarında yapılan kazılarda ortaya çıkan volkanik toz tabakası vs. bunları kanıtlıyor.  Yani Musa’nın Mısır’dan göçünden 180 yıl sonra olmuş başka bir doğal afet, ikisi birbirine karıştırılıp, dini kitaplar kanalıyla tarihten günümüze abartılarak yanlış aktarılmış. Yani Firavun ’un Musa’nın kabilesine zulüm uygulaması ve Musa’nın Firavunun zulmünden kurtulmak için Asası ile Kızıldeniz’i yarması vs. söz konusu değil. Konuyla ilgili Danimarka’da çıkan ”İllustreret videnskab” bilim ve teknik dergisinde uzunca bir resimli belgeli makale yayınlandı.
  • Görüldüğü gibi bilimsel olarak araştırılınca, Dini hikayelerin çarpıtıldığı, ortaya çıkıyor. Bu şekilde Aleviler semavi dinlere İslam’a bağlanmaya asimle edilmeye çalışılmaktadır.

 

  1. ALEVİLİKTE NASIL ORUÇ TUTULUR?

Alevi (inanç) kurumlarının, dedelerin “Muharrem orucu” nasıl tutulur, ne yapılır yapılmaz, açıklamalarına bir bakacak olursak;

> Su içilmez (Ancak hoşaf, ayran vb. sulu gıdalar alınabilir ama bardakla, tasla kafaya dikilerek içilmez, kaşık kullanılarak içilir.) Çamaşır yıkanmaz. Banyo yapılmaz. Tıraş olunmaz. Keskin alet kullanılmaz. Sofraya çatal bıçak konulmaz. Hayvan kesilmez, et yenilmez. Ağaç dal kesilmez. Böcek öldürülmez. Yumurta kırılmaz ve yenmez.  Bilerek kan akıtılmaz. Sünnet yapılmaz. Sigara, içki içilmez. Kokulu maddeler sürülmez koklanmaz. Süslenilmez, aynaya bakılmaz. Cinsel ilişki olmaz (Oruç açıldıktan sonra da). Saz çalıp türkü söylenmez. Oyun oynanmaz. Düğün, nişan, doğum günü, eğlence, şenlik, şölen yapılmaz.Muharrem muhabbetleri yapılır, Yezide Lanet okunur, Hz. Hüseyin’e rahmet dilenir. Oruç niyetle, 12 gün tutulur. Sahur kalkmak yoktur. Bulunduğun ülkede gün batınca oruç açılır. Tuz yalayarak oruç açılır. Lüks yerdeler de otel/restoranlarda şafatlı oruç açılmaz. Aşure lokmasına katkıda bulunulur.  Kurban bağışında bulunulur. Kimseyle kavga edilmez, gönül kırılmaz, dedikodu yapılmaz. Canlılara eziyet edilmez. İnsanlar ağlatılmaz.  Çocuklar, hastalar yaşlılar, ağır işlerde çalışanlar ilaç alanlar, bedensel mazereti olanlar, mahkûmlar, özürlüler oruç tutmaz. Muharrem ayında Cem yapılmaz. (Cemlerin 48 Perşembe yapılmasının nedeni de budur.) Aleviler böyle oruç tutup, Aşure pişirip, sonra kurban keserler. <<

Görüldüğü gibi karşımıza tam bir, “Bu ne perhiz, bu ne Körbela İslam turşusu” çıkıyor.

Güneş batınca oruç açılırmış, kutup bölgelerinde 6 ay güneş batmıyor ne olacak? Günde bir öğün yemek yenir, oruç akşam normal yemek saati kaçsa, örnek saat 18 de açılır. Su içmemek, tuzla oruç açmak sağlık için zararlıdır tehlikelidir, su içilmelidir. Kerbela ‘da kimse susuzluktan falan ölmemiştir. Banyo yapılmaz çamaşır yıkanma vs. saçmalıktır. Bir süre et yenilmemesi sağlığa yararlıdır. Hayvan ve yaş ağaç kesilmemesi canlıya eziyet edilmemesi yol erkâna uygundur. Fakat çatal bıçak kullanılmaması vs. saçmalıktır. Kurban bağışında bulunmak, “kurban kesimi” kurban terimi anlayışı tamamen Alevi yol erkânına aykırıdır. Saz çalıp türkü söylemek dem almak, yol erkânın uygundur Düğün Nişan nikâh yaş günü eğlence vs. ne tür eğlence odluğuna bağlı, oruç açıldıktan sonra olabilir. Niye olmasın İmam Hüseyin Kerbela ‘da Nikâh kıymamış mı? Ayrıca çocukların yaş günü varsa gündüzde yapılabilir. Cinsel ilişki yasağı saçmalıktır, bu yol sevgi aş yoludur. Orucunu herkes evinde açabilir, fakat birlikte sosyal paylaşımcı olmak daha makbuldür. Oruç açmaya herkes az çok lokması ile gelir, birlikte oruç açılır, İnsana hayata doğal yaşama günlük sorunlara, barış içinde birlikte yaşama dair güzel muhabbetler edilir. Saz çalınıp türkü söylenir kızıldolu demde alınır. Aşureye herkes aç çok maddi manevi katkıda bulunur.   Dünyada başka hiçbir olay olmamış yaşanmamış, yokmuş gibi, sadece “Yezide Lanet okuyup, Hz. Hüseyin’e rahmet okuyarak” Alevi yol erkânını getirip Şii İslam’a bağlamak yanlıştır. Kaldı ki “Kerbela insanlı davası değil Halifelik kavgasıdır”.

  • Alevilikte en temel etik kural ibadet, “Kendine reva görmediğini başkasına görmemektir.” Acı tatlı abı hayatı bir lokmayı birlikte paylaşmaktır. Toplumsal bilinç ve vücut direncini artırmak için oruç tutulur. Alevi kurumları olarak oruç nasıl tutulur nelere dikkat edilir bu konuyu netleştirmelidir.
  1. KERBELA 12 İmam MUHARREM ORUCU ALEVİLİĞE NE ZAMAN GİRDİ: 

1500’lü yılların başında Sunni Osmanlı Yavuz ile Şiia Safevi İsmail arasındaki savaşta, Kadim Anadolu/Mezopotamya Alev-İ inancı, yoğun İslami asimilasyona uğradı.

İran/Farslar bölgenin köklü medeniyetlerinden biridir. İslam kendilerine zorla dayatıldığında, İslam içindeki çelişkilerden yararlanıp, kendi Şiia İslam versiyonunu yaratılar.  Timur Ankara Savaşında Yıldırım Beyazıt’ı yendikten sonra Anadolu’dan dan aldığı 30 bin esiri Azerbaycan’a götürerek Erdebil’e yerleştirdi. Bunlar zamanla Şiileşti. Ayrıca 1460 yıllarında Şey Haydar iktidara geldiğinde, Erdebil Şeyhliğinden Safevî Şahlığına yükselen, Osmanlı ile boy ölçüşecek İslami Şii Sefavi devletinin sınırlarını Anadolu’nun ortasına kadar genişletmiş, Anadolu’daki Aleviler ile sıcak temas kurmuş, Alevilerin içine Şia propagandacılarını salmıştı.

Batı Anadolu’da 1420’lerde “Yârin Yanağından gayrı her şey ortak” diye, Rıza Şehri komünal bir düzen için, Börüklüce “BedredDin” Alevi ayaklanmasının bastırılmasının ardından, Osmanlı Anadolu’daki Alevilere yönelik baskısını artırmıştı. Anadolu’da Alevi toplumu Osmanlının savaş ve işgallerine asker vergi vermekten bıkmış usanmıştı. 1500 yılında 8 Anadolu Alevi aşireti barbar Osmanlılardan kurtulmak için İran’da Safevi devletinin başına geçen Şah İsmail’i desteklediler. (Alevilerin inançsal hiçbir ortak yanları olmayan, İslam’ın Şeriatçı Şii Mezhebi ve Kuranla ile tanışmaları, ileride Osmanlının da işine gelecekti.)

Aleviler Osmanlıdan kurtulmak için, Safevi Şah İsmail ile Osmanlı arasındaki çelişkide, 1511’de Şahkulu ayaklanmasını başlattılar. 1514’te Çaldıran Savaşında, Safevi İsmail, Osmanlı Yavuz Selim güçleri karşısında yenildi. Aleviler Şah İsmail’i desteklediği için Yavuz Selim tarafında çoluk-çocuk demeden kılıçtan geçirildi.

Ardından Aleviler boş durmadı, 1919’da Tokat civarında başlayarak Celali, Baba Zünnun, Kalender Çelebi, Köroğlu, Davutoğlu, Şahgeldi, Karayazıcı, Kalenderoğlu Mehmet ve Gavurguroğlu vs. irili ufaklı yüzlerce ayaklanma başlatıp, 200 yıl boyunca Osmanlıya karşı gerilla savaşı verdiler.

1700 yılında sonra Osmanlı padişahları katliamlarda sağ kurtulan Alevileri asimile etmek için, özel fetvalar verdiler. Ele geçirdikleri kontrolüne aldıkları Alevi ocak ve dergâhlarına, Özel olarak yetiştirilmiş çakma Alevi Dede’leri yetiştirdiler. Bunlara Ehlibeyt unvanını (Şecere) vererek Alevi’lerin yoğun olarak yaşadığı bölgelere gönderdiler.  Çakma Dede’ler gittikleri yerlerde, “biz Ehlibeytiz, Ali soyundayız, esas Müslüman biziz” dediler. Böylece milyonlarca Alevi’yi Şia İslam’ın içine çekerek Müslümanlaştırdılar.  Osmanlı 680 yılında İmam Hüseyin’in Kerbala’da Yezid tarafından katledilmesi olayını, Anadolu Alevilerinin zihinlerini bulandırmak ve Alevileri asimle etmek için en etkin bir silah olarak kullandı, başarılı da oldular.

Öyle ki Aleviler Anadolu’da İslam’a karşı direnen, asılan kesilen yakılan derisi yüzülen kendi pirlerini bile anmaz oldular. Aleviler 30 gün oruç tutan on iki imamlar, adına oruç tutmaya başladılar. Alevilerin Şii inancının kurucusu şeriatçı İmam Caferi Sadık’ı ve on iki imamları sahiplenmeleri ile Alevilik İslam’ın bir mezhebi gibi gösterildi. Böylece Alevilerin asimile edilmesi kolaylaştırıldı. Yezid ile İmam Hüseyin arasında ki bir iktidar kavgası Alevi Sünni çatışması gibi gösterildi. Alevîliğin kadimden gelen inancı öğretisi, orucu Aşuresi, Şii-Leşerek Müslüman Hüseyin‘in yasına Kerbela Orucuna dönüştürüldü.  1500 yıllara kadar Alevi edebiyatında, deyişlerinde 12 İmam, Ehlibeyt, Kerbela vs. anlatımlarına pek rastlanmazken. 1500 yıllardan sonra, Alevi uluları ozanları (Yunus, Pirsultan vs.) adına İslam’ı 12 imamları Ehlibeyti vs. öven sahte deyişler yayıldı. Sivas katliamında yitirdiğimiz Asım Bezirci Pir Sultan adlı kitabında 7 farklı Pirsultan olduğunu ortaya koymakta. Ayrıca Alevî erkânının anlatıldığı deyişlerin içeriği tarihi ve 7‘li, 8‘ li ve 11’ li hece vezni iyice incelendiğinde bu sahte deyişler ortaya çıkmaktadır. Şah İsmail ‘’Hatayi’de Alevi piri gibi gösterildi onun adına da sahte deyişler yayınlandı. Şah İsmail ile birlikte bütün Alevi bir yol-erkânın başı, 1500 yıllardan sonra 12 İmam Ehlibeyt Kerbela çöllerine gömüldü. 

1826-136 yılarında Osmanlı Alevileri topa tuttu, Alevi dergâhlarına el koyup, ocağımıza inci ağacı diker gibi camii minaresi dikip Nakşibendi şeyleri yerleştirdi.

İttihat-terakki, Tek dil, Tek din Türk İslam ülküsü üzerine kurulan, Türkiye Cumhuriyetinin ilk işi de, Koçgiriden başlayarak Ermeni, Rum, Süryani, Zaza, Kürt, Kızılbaş Alevileri katletmek, Alevi dergâhlarını kapatıp Aleviliği yasaklamak, Devlet DinAyetini kurup Türk-İslam = Kemalizm dinini devletleştirmek, ”İmam Ali = Atatput” ikisinin resimlerini Alevi dedelerine verip, cem evlerine astırmak, sonuçta Aleviliği Türk İslam faşizmine tam entegre etmek oldu.

İmam Hüseyin duruşu ile Kerbela ‘da Yezide biat etmedi, diye kürsülerden halen “imam Hüseyin selası” veren, sözde Alevi kanaat önderleri bilmeli ki. Kerbela ’da katledilen 70 can için yas matem oruç tutup, fakat daha dün Koçgiride 1938 de Dersim’de katledilen 70 bin Kızılbaşı, Dersim katliamının hiç anılmaması, oda yetmezmiş gibi, inancımızı yasaklamış, 70 bin alevi canımızın katili, Türk İslam faşisti Atatürk’ün resmini Cemevi duvarına asıp kutsanması, İslam’a yezide faşiste uşaklığın ve biyatın daniskasıdır.

Yağmurdan kaçıp doluya tutulmak gibi; 1500 yıllarda Alevilerin Osmanlı Sünni İslam’dan kurtulmak için, İran Şii İslam’a sarılması büyük bir hata idi, aynı şekilde, 1920’lerde Katliamcısı Atatürk’ü Mehdi kurtarıcı olarak görmesi Türklüğe ATA- Kurt’a sarılması da büyük bir hata idi. İslam’dan Milliyetçilikten kurtulmadan Alevilik kurtulmaz hiçbir hakta elde edemez.

Allah Kuran Peygamber (AKP) diye 15 yıldır süren AKP İslam faşizminden kurtulmak, laik demokratik, eşit özgür, ezmeden ezilmeden birlikte barış içinde insanca mutlu yaşayacağımız bir düzen için, İslam’a milliyetçiliğe değil yolumuza yoldaşımıza birbirimize, bilime sevgiye özümüze sarılıp, ezilen haklarla birlikte direnip kazanıp abı hayatı AŞuRA edip paylaşmalıyız.

  • 1500 yıllarda Şah İsmail’le başlayarak Aleviliğin içine sonradan giren İslami ve ırkçı milliyetçi (Kemalist) unsurlar söylemler uygulamalar, (12 İmam Ali-Hüseyin-i Kerbela, Atatürk resimleri vs.) Alevi kurumlarından cemevlerinden ve Alevi yol erkânından atılmalıdır.

 

  1. SONUÇ ve ÖNERİ
  • Doğal felsefi inanç öğretisi olan Alevilikte, oruç matem ve aşurenin temel kaynağı, insanları magralarda toplumsal yaşama başladığı ilk çağlardan bu yana doğal ve insani afetler, bulaşıcı hastalıklar vs. özelikle kış sonu zar zor kıt yaşam koşularına karşı birlikte direnmektir. Hava Ateş/güneş su toprak anayı canlı yaşamı, el emek, kadın erkek yaratıcı insanı, 12 ay boyu doğanın bize sunduğu 12 ürünü aşure edip paylaşıp kutsamaktır. Yaşam mücadelesinde kaybettiğimiz yakınlarımızı veya toplumsal değeri olan canlar için matem tutmak, acı tatlı abı hayatı paylaşmaktır. Alevilikte Lokmada, Oruçta, Aşurede, Hızır’da, Kolektif üretim sosyal paylaşım direniş kültürünün ta kendisidir. Böylesi kadim ve yaşamsal doğal insani bir gelenek olan oruç matem aşure/lokma paylaşmanın, Alevilikte HIZIR AYI dediğimiz, kışı sonu, şubat ayı ortasında binlerce yıldır (semavi dinler öncesinden var olan) süre gelen bir gelenektir. Alevilikte de olduğu gibi dünyanın her bölgesinde çeşitli şekillerde halen sürdürülmektedir. Oruç acı/yas aşure paylaşımının, yaşadığımız modern çağ, şehir koşullarında da İnsanın psikolojik ve fiziki direniş gücünü artırmak, sağlıklı beslenme, toplumsal birlik bilinç muhabbet açısında yaralı oluğu görülmekte.

 

  • Alevilikte kadimden bu yana var olan; Hızır (şubat) ayı ortasında oruç yas tutma lokma/aşure paylaşma geleneği sürdürülmelidir.

 

  • Her yıl 12-15 Şubat’ta 3 gün (isteyen 12 gün veya daha fazlada tutabilir) 2.ci gün hava ateş su toprak bitki hayvanlar doğayı çevreyi kutsamak için, 2.ci gün kadimden bu güne, insanlık yoluna emeği geçmiş hayatını vermiş katledilmiş tüm canları ve ulularımızı anmak için. 3.cü gün sağlıklı ve birlikte kolektif yaşam, Hızır yardımlaşma paylaşım, direniş kültürü için oruç tutulup, bu konularla her akşam muhabbet edip ardından, 4.cü gün Hızır Aşure/lokması paylaşarak “bayram şeklinde” kutlanarak korunup devam ettirilmelidir.

 

  • İslam dini için “cihat” savaş ganimet elde et, Cennet hurileri için bana (Allaha) ibadet et diyen. Hem hayır şer Allahtan deyip insanların kaderini çizen, sonrada cehennem ateşinde yakmakla tehdit eden. Kendine ibadet karşılığı huri pazarlayan, kadını insanı kul köle eden, çok eşlilik, çocuk ve aile içi evliliğini savunan, İslam olmayanın veya vaz geçeni kellesini kes diyen, bir Allah Kitap Peygamber, din iman anlayışı inancı Alevilikte yoktur. Sazlı sözlü semahlı kadınlı erkekli lokmalı demli sorgulu görgülü, 12 hizmetli doğayı insanı bilimi sevgiyi kutsayan Alevi inanç öğretisinde Ne Sünni ne Şii İslam’da yoktur. İslam’ın Şii mezhebinin bir parçası olan, Muharrem ayı, 12 imam Ali, Ehlibeyt, Hüseyin-i Kerbela orucu/yası, Aleviliğe 1500 yıllardan sonra girdiği. Hüseyin-i Kerbela olayı, iddia edildiği gibi, haklı ile haksızın, masun, mazlum ile zalimin savaşı veya insanlık davası değildir, İslam’ın kanlı halifelik siyasi iktidar kavgasıdır, Orucunu veya yasını tutmak bize düşmez.

 

  • İmam Hüseyin’in 1400 yıl önce, Kerbela ‘da şehit olmadan önce; ‘’Artık İslam’la vedalaşmak gerekir, çünkü ümmet Yezit gibi bir yöneticiye duçar (uşak) olmuştur’’’ diye söylediği rivayet edilir. Aleviler İslami olan her şeyi Alevi yol erkânından çıkarıp atarak, imam Hüseyin ve son vasiyetine bu şekilde saygı göstermelidir.

 

  • Aleviler toplumu kurumları; Artık Alevilikle ilgilisi olmayan İslami halifelik siyaset kavgası, olan Muharrem ayı 12 İmam Hüseyin-i Kerbela yası/orucu tutmayı tamamen kaldırılmalıdır.

______________________________

Alevilikte öze dönüş sürecinde, Alevilikte “Oruç ve Aşure erkânı” yenilenmesi konusunda üsteki görüşleri taslak/öneri olarak paylaşıyorum.

Duyarlı Alevi canlar, duyarlı Alevi pirleri, kanaat önderleri, yazarçizer yöneticileri, bu konuları cesaretle ele alıp, filli durumlar yaratarak, somut katkı öneriler sunarak Alevi yol erkânını yenileme / Alevilikte öze dönüş reform sürecine katılmalıdır.  Bu yazının Devrimci Aleviler Birliği (DAB) yol erkân reform çalışmalarına da katkı sunmasını umut ediyorum.

 

Saygılarımla / 14.10.2017

Feramuz Şah Acar – DAB

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın