Alev-i inanç öğretisinde Hızır/Qızır kültü.

10636041_1603847703181861_6134106385962954990_n

Alev-i inanç öğretisinde Hızır/Qızır kültü.

Doğa, insan, emeği ve paylaşımı kutsayan, Alev-i inanç öğretisinde Hızır Qızır kültü. Doğa ve insanın var oluşunda beri var olan kadim bir Alev-i inancıdır.
Anadolu’da kara kışın, en yoğun olduğu yiyecek stoklarının tükenmeye başladığı kış aylarında, 10-15 Şubat tarihleri arasında, fakir fukara canların ‘’oruç tutarak’’ var olan lokmalarını birleştirip günde bir defa yemek yiyerek Abı-Hayatı paylaşıp sürdürmenin ölümsüzleştirmenin sembolüdür, Hızır Orucu lokması. Karada denizde aç açık zorda kalanların, dayanışması sıkıntılı günlerin geçip, baharın ‘yardımın’ bir an önce gelmesi için yapılan bir çağrıdır.

::::::::::::::::::::::::::

BOZ ATLI HIZIR (Pir Hasan Kılavuz)

Mitoloji dünyasının ilahlık’la tanınmış kahramanlarından
Mısır’ın ‘’Osiris’’ini
Sümerlerin ‘’Dumuzi’’sini
Firiklerin ‘’Atys’’ni
Yunanlıların ‘’Adonis’’ni
İskandinavların ‘’Frey’’ini hatırlatan
‘’Ölmezligin’’ timsali, mazlumun umudu
Yüceler yücesi !
Herkesin yüregini yaratan,
Yaptıkları her şeyi tartan
Boz Atlı Hızır:
Bu evreni gözleyen ve gözeten odur !

Karlı kış geceleri, ak sakallı Ulu pirlerin anlatımları, umut dolu Hızır hikayeleri, Cem’lerde dervişlerin zikirleri, ocak başlarında, ambardan un ellerken, legende hamuru yoğururken, ihtiyar ninelerin bereket dolu anlatımları, ona inananların itikatlı duruşları bizi Kızılbaş yaptı.
Kızılbaş Alevilerin en büyük bayramı Hızır günleridır.
Her evde cem bağlamak talibin muradıdır.
Aleviler İnançlarının ve ibadetlerinin en doruk nokatsı olarak ayn-ı cem törenini bilirler. Alevilerin en büyük ve yegane bayramı o gündür. Bu konuda alevi ozan ve pirlerinin açık beyanı ve söylevi vardır.

Ayn-ı cemde herkes muradın buldu
Donandı meclisler nur ile doldu
Hep erenler evliyalar cem oldu
Bu dem bayramımız seyranımız var

Alevilerin büyük bir ihtiram verdigi Genç Abdal’ın yukardaki beyitlerinde alevilerin en büyük bayramı cem törenidir diyor.
Pirin gelişini evine doğmuş bir güneş gibi kabul eden, pirinin dualarıyla muradına eren, hazır cematın rızalığı ile yeniden doğmuş gibi kendini rahat his eden ve manevi doyuma ulaştığı, o dem ve anın en büyük bayram olduğunu söylüyor. Alevi pirlerinin beyanını ve yazdıkları dörtlüklerini dahi doğru anlayıp anlatamiyan, Kurumlarımızın içindeki bir takım alevi Dedeleri bu beyitlerin ve dörtlüklerin kurban bayramını anlatığını söylüyorlar, bu yanlıştır.
Bilgi ve belgelerden, yüzlerce yıllık dergahlardaki uygulamalardan habersiz olanlar, kendi cem törenlerinin bayaram olduğunu unutmuşlar.

Haç iniltili bir töreni kendi bayramlarıymış gibi bıçak ve satır alarak hayvan kesmeyi, kendilerinin bayramıymış gibi anlatmaya çalışiyorlar bu büyük bir vebaldır. Ve bu vebal yapanlar ile söyleyenlare aitır.
Dünya da bilgisizlik çoktur, ama en kötüsü bilgisizligini bilmemektir.
Alevilerde kurban vardır;
Miraç olayı gibi kutsaldır
Ulu pirlerinin beyanıdır; kanın bayramı olmaz, kanla hakka varılmaz.
Talip ailenin rızalığını alarak bir niyet tutar ve o niyetine göre nerde ve nasıl kurban kesecegine hem kendini hem kurbanı hazırlar. Kurban günler önceden tığlanacağı ve pirin huzurunda tekbirlenecegi ana kadar itinayla beslenir. Kurban gerek bir cem töreni için olsun, gerek herhangi başka bir niyetle olsun seçilip belirlenirken, o kurbanın yaralı bereli, hasta, iki canlı veya bir uzvu sakat olmamasına azami dikkat edilir. Kurban edilecek hayvanın gözü önünde hiç bir zaman bıçak bilenip gösterilmez. Şayet ailenin rızalığı yoksa, madi yönden durumları müsait degilse kurban tığlanmaz. Kanı ulu orta yerlere akıtılmaz,derhal bir çukur açılarak üzeri toprakla örtülür. Pişen ve sofralarda yenen lokmalardan artan kemikler mutlaka gömülür ve ortalıklara saçılarak atılmaz. Geçmişte bu itina ve titizlikle kurban kesen alevilerin bugün dahada dikkatli ve çağın kuşullarına göre yeni yorum ve anlatımlarıyla bu hizmetleri yapmaları gerekir. Bir talip pirini evine veya kendisine en yakın cem evine ( Dernege) çağırıp, bu hizmetleri özünü bozmadan yaparsa en büyük bayram o gündür.

Alevi Dergahlarında istisnalar hariç, yalnız Nevroz ve Hızır günlerinde nasip alınıp, nasip verilmiştır.
Alevi pirlerinin talibi ziyaret ettigi, Murşidin oturup meydan açtığı ayn-ı cem alevi inancının yegane ve tek bayram günüdür
Hızır’ın suyu benem, Ab-ı hayat bendedir
Kevserden içen gelsin, Kadr ü berat bendedir ( M. Abdal )
Ayn-ı cem’lerin yapıldığı Hızır günlerine kutsalık yüklenmiştır.
Bu ay için talipler kurban ve adak adarlar.
Dilekleri kabul eden, muratları verenin Hızır olduğuna inanılır.
Talipler bir yıl boyunca uzakta olan ve görmedikleri Piri özler,
Hızır günleri başladımı yolunu gözler. Bu özlem ve muhabbet yüzlerce yıldır hep böyle gelmiştır, Bütün hazırlıklar bunun için yapılır.

Geçmişte Alevi yerleşim birimlerine Pirin gelecegi, köyün peyikçisi veya bir talip tarafından haber verildigi zaman, köydeki talipler pirlerini köyün dışındaki bir noktada karşılamaya giderler.Pirin geldigi istikamete karşi bir ip gibi dizilerek gelen pirden bir dua aldıktan sora sırayla niyaz olup hep birlikte köye gelirler. Bu karşılama ve uğurlama törenleri Pirin her sene Hızır ayında geliş ve dönüşünde mutlaka yapılırdı. Halen, geçmişte bir sevinç ve bayram havasına dönüşen bu törenlerin yapıldığı o noktalar ziyaret olrak adlandırılır. ( Sivas, Dersim yöresi, Toros alevi tahtacıları )

Ey benim mürşidim nur-i cemalim
Pirim cemalini göresim geldi
Kaldır nikabını lütf eyle şahım
Pirim cemalini göresim geldi (Genç Abdal)

İkrar ve itikatın ne denli önemli olduğunu, ikrar sahiplerinin pirlerini nasılda özlemle bekleyip görmenin bir bayram sevinci olduğunu yukardaki dörtlükte anlatıliyor.
Alevi Pirleri ( seyidleri) genelikle Hızır ayında talipleri ziyaret eder.
Her yıl Anadolu Alevileri arasında ocak ayının son haftasında başlar Şubat ayının üçüncü hafta sonuna kadar devam eder.
Bu dört hafta Hızır ayı veya Hızır günleri olarak bilinir.
Hızır ayında üç gün oruç tutulur, buna Hızır orucu denilir
Kızılbaş Aleviler bu günleri yaşiyarak, inançlarının geregini itikatla yaparlar.

Hızır günlerinin başında, özelikle her kes evinde bir temizlik işine girişir, duvarlar badana, yerler şerbetlenir, yatak, yorgan, çarşaflar yıkanır havalandırılır, pamuk ve yünleri elden geçirilir, ortalığa bir çeki düzen verirler. Hoş ve umut dolu bir çalışma zevkle yapılır. Belki Hızır bu haneyede uğrar umudu ve beklentisi herkeste vardır.
Üç gün tutulan orucun son günü, ögleden sonra evde ambardaki buğdaydan bir miktar alınarak, ocağa konulan kızgın saçta kavrulur. Kavrulan bu buğday taştan yapılan el degirmeni ile ögütülüp, geniş bir kap veya tepsinin üzerinde elendikten sonra, üzerlerine temiz bir tülbent veya bez örtülerek el ayak degmiyecek bir yere konularak, niyet tutulur. Bunu genelikle evdeki genç kızlara ve gelinlere, genç oğlanlara yaptırırlar. ertesi gün üzerinde bir işaret olup olmadığına bakarlar, eyer bir işaret varsa o eve Hızır uğramış derler. Alevilerde bu inanç çok köklüdür. Sonra bu unu pişirip tepsiye korlar ve içine kızartılmış tere yağı dökerek, komşuları çağırıp hızır lokması deyip birlikte yerler bu yemege halk arasında kavut denir.
Sağlık ve şifa, bereket, bolluk, uğur, şans, mucize,keramet, talih ve kısmetlerin bol olduğu aydır.

Geçmişte Alevi yerleşim birimlerinin en hareketli günleri Hızır günleri olmuştur.
Her evde bir bayram havası vardır. Uzun kış geceleri pirlerin ve taliplerin birlikte oturup muhabbet etikleri, müşküllerin hal edildigi, görgülerin yapılıp müsahiplik ikrarlarının verildigi, bütün taliplerin pirin huzurunda hazır cematın içinde rızalık alıp verdigi o kutsal Hızır gecesi, talipler Piri’n veya Mürşid’in huzurunda kusurunu eline alarak dara dururlar. Pirin hutbe, nesihat, dua ve huzurda bulunan canların rızalığından sonra

Ne bakarsın başka yere
Ayrı degil, hiçbir zerre
Hakkı sende gör bir kere
Gördün ise hak sendedir. (A.A. Atalay )

Dardakiler kusur ve eksikliklerden arınarak manevi yönden ruhen huzur bulup ve yeniden doğmuş gibi rahatladığı günlerdır.
İkram edilen ve yenilen her yiyecek lokmadır. Lokma pişen bir yemek olduğu gibi, bir meyve veya bir avuç kuru yemişte olabilir. Pirin dua verdigi lokmalar kutsanmıştır ulu orta yere atmazlar, saygı ile niyaz edip yiyorlar veya sonradan yemek için temiz bir yerde saklarlar.

Hızır kültü ve bu husustaki inanmalar, bütün Türk ve Kürt’ler arasında yayılmış çok eski bir gelenektir. Bu gelenek kutsanarak, Anadoludaki Kızılbaş Alevilerin benligine işlemiş genel ve köklü bir inanca dönüşmüştür.
Kızılbaş Alevi ve bektaşilerde her zaman olduğu gibi Hızıra atfedilen vasıflar vardır. Onlar şu şekilde sıralanır.

1 – Hızır, darda kalanların ve başı sıkışanların imdadına yetişmek süretiyle insanların dilediklerini ve muratlarını yerine getirir.
2- Kalbini pak tutan ve iyilik sever insanlara daima yardım eder. Zorbanın elinden mazlumu, soyguncunun elinden yoksulu kurtaran odur.
3- Bereket, bolluk ve zenginlik bahşeder. Doğruluğu ulu dağlara benzer, Adaleti uçsuz bucaksız enginlere.
4- Dertlere derman, hastalara şifa ve sağlık verir. Ona sığınanları kanatlarının gölgesine alır. Uzak denizdekilerin umudu odur.
5- Nebahtların çoğalıp bereket bulmasını, hayvanların üremesini, insanların kuvvet ve zindeligini sağlar.
6- İnsanlara talih ve şanslarının açılmasını, uğur ve kısmet verir.
7- Mucize ve keramet sahibidır. Dara düşen ve başı sıkıntıda kalan kimselerin umutlarını kesmedikleri taktirde Hızır’ın mutlaka bir gün imdatlarına yetişecegine ve bir mucize yaratarak kendilerini kurtaracağına inanılır.

Yardımcımız sensin tipiden yelden
Sakla bekle bizi gedikten, belden
Cümlemizi koru tufandan selden
Yetiş carımıza Hızır ya Hızır ( Aşık Cafer )

Hızırın Anadolu’dan başka Kafkasya, Trakya, Kırım, Azarbeycan, ve Süriye’de onun isminin verildigi ve kutsalık yüklenen bir çok yer ve mekanları vardır ki, bu da onun hemen her yerde mevcudiyetine inanılan, Abı hayat suyundan içip ölmezligin timsali olarak tezahüretmektedir.

O Musa’ya, yöntemlerini anlatı !
Kulağı yaratan işitmez mi ?
Göze biçim veren görmez mi ?
Kötü yola gideni yargılamaz mi ? ( Zebur )

Ona ikrar ve imanla gönül veren canlara her dem niyazım var.

Hasan Kılavuz
Hamburg / 3/01/2010

::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Hızır Kültü’nün Maddi Temelleri (Bekir Özgür)

30 Ocak 2014 günü akşamı TV 10 da yayınlanan “Hızır Sohbeti” programında Sayın Hasan Kılavuz Dede’yi dikkatle izledim. Aleviliğin Hızır kültü hakkında önemli açıklamalar yaptı; toplumun Hızır inancının, ne tür bir doğa ve yaşam koşullarında oluştuğuna değindi. Açıklamalarında, çağımızda Hızır kültünün özellikle genç kuşağa aktarılması, kadimden gelen bu kutsal inancın toplumsal kültür olarak sonraki nesillere taşınmasının önemini vurguladı.

Saygı değer Dedemiz, Hızır Kültüne “Ne tür bir doğa ve yaşam ortamında” oluştuğuna kısaca değinip, “Maddi Temelleri”ni açıklamamasını, konunun bu boyutuna vakıf olduğu halde sürenin sınırlı olmasına bağlıyor, bir saatlik zaman dilimi içinde böyle bir konunun tüm ayrıntılarını açıklamanın mümkün olamayacağını düşünüyorum. Zamanı sınırlı canlı yayınlarda konunun bazı önemli noktalarının açıklanması, biraz da sunucunun ince ayrıntıyı görmesi, soruları konuşmacıya ona göre yönlendirmesiyle ilgilidir.

Hızır geleneğinin Anadolu da ki tüm Alevi toplum kesimlerinde orucu tutulup kurban ritüeliyle her yıl tekrarlarla etkin kutlanmasına karşın, özellikle kendisini Kızılbaş olarak tanımlayan Koçgiri ve Dersim coğrafyası Alevilerinde anlamı daha derin, oruç ve kurban uygulaması daha etkin ve yaygındır. Anadolu Alevi toplum yaşamında önemli bir yeri olan Hızır Orucu geleneğinin, salt inanç boyutu önemli olmasına karşın, bu inanca maddi temeli üzerinde açıklama getirilmez ise, kadimden günümüze ne için taşındığına dair mantıklı bir anlam yüklemek mümkün olmaz.

Dikkat edilirse Hızır Orucu geleneğinin her yıl Şubat ayı içinde kutlanması ilginçtir. Şubat ayı, yılın kış döneminin sonuna yaklaşıldığı, baharın uç-verdiği ve doğanın yeniden uyanmaya başladığı evredir. Uzun kış sürecinde insanların ve hayvanların besin maddelerinin azaldığı, bu bağlamda sıkıntıların arttığı bir dönemdir Şubat ayı. Neredeyse yılın yarısını yoğun kış ortamında geçiren Dersim ve Koçgiri coğrafyasının dağlık ve yüksek rakımlı olduğu ve çetin doğa koşulları göz önünde tutulursa, Hızır Kültünün derin anlamı kolay anlaşılır.

İlk çağın insanlarının ilkel aletlerle yaptığı, sulama tekniğinin olmadığı koşullarda tarımın verimsizliği, üstelik bu tarımın günümüzde olduğu gibi doğa afetleri tehdidi altında olduğu kavranırsa, kışlık besin değerlerinin yetersizliği, uzun kış sürecinde bitme noktasına gelindiği ortamların yarattığı sıkıntıların vahameti kolay anlaşılır. İnsanoğlu bu koşullarda kitleler halinde açlıktan ölmemek için varlarını birleştirip günde bir kere yiyerek “Oruç” geleneğini, “Lokma” şeklinde paylaşımla da dayanışma kültürünü yarattı. Hızır inancı ve geleneği, böyle sıkıntılı ortamlarda insanın yardımına muhtaç olduğu bir güce sığınma ihtiyacından doğdu.

Yiyecek kıtlığının insanı ne büyük sıkıntılara ve acılara gark ettiğini günümüz bolluk ortamında anlayabilmek için bir an, kendimizi o çağın ortamı ve koşullarında hissetmemiz gerekir. Günümüzde o çetin ve korkunç ortamın acısını etinde kemiğinde hissederek kavrayanlar, faşizmin zindanlarında yaşam mücadelesi veren ve o ortamda varını birleştirerek KOMÜN yaşamı kuran siyasi tutsaklardır.

Çağdaş gençliğin günümüz şartlarında Hızır geleneğini yaşatabilmesi ancak, yaşamsal değerleri tutumlu kullanması, bencil duygulardan arınması, dayanışmacı ve paylaşımcı anlayışı yaşam biçimi haline getirmesi ve bu hümanist değerleri içselleştirmesi, sonra ki nesillere yaşamsal bir kültür olarak taşımasıyla mümkündür. Çetin doğa ve yaşam koşullarında dayanışmacı ve paylaşımcı Hızır Kültünü yaratanlara ve yaşatanlara saygı duyulması gerektiğine inanıyorum. Fakat önemle belirtmeliyim ki bilimin, bilimsel düşüncenin, bilgi edinme araçlarının ve bilginin bilinen gelişmişlik aşamasında gençliğin, Hızır kültünün salt manevi yönüne, yaşlı kuşak gibi pek fazla ilgi duyacağı –gerçekçi olalım- kanısında değilim.

Bekir Özgür. 31/01/2014.

:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Elaman Mürvet huzura geldik
Yardım eyle bize bozatlı Hızır
Yüz sürüp yerlere yardım diledik
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır

Toplanmış canlar dua ediyor
Hızır gelir diye herkes bekliyor
Çağıran kişiye yardım ediyor
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır

Mümin olan yüzün hep Hakka döner
İrfan meydanında kaynayıp pişer
Diz çökmüş önünde affını diler
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır

Seni seven canlar elini açmış
Hızır günü diye duaya durmuş
Nebilik velilik tek sana gelmiş
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır

Mümin ikrarına sadık olunca
Kusurunu ele alıp gelince
Ağlayıp sızlayıp af dileyince
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır

Kemter derviş diler özüne himmet
Mahrum etme beni eyle mürüvet
Evliya embiyanın yüzü suyu hürmeti
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır

::::::::::::::::::::::::::::::::

GÜLBENK

Bismi-Şah….
Ezeli HAK, ebedi HAK, Enel HAK,
Ey canlar günlerimiz, hayır ola,
hayırlar feth ola, şerler def ola,
Mervan yezit, faşistler berbat ola.
Meydanımız ulu gönüllerimiz şen ola..
HAK bizi,, geldiğimiz yoldan,
durduğumuz dardan,
verdiğimiz ikrardan ayırmaya…

Getirip paylaştığınız lokmalar,
cana can veren, Qızır lokması ola.
Şehitlerimize, gelmiş geçmişlerimize
40 lokması ola..
Bozatlı Hızır cümlemizin yoldaşı ola.
Dar günde yetiş diyenin darına yetişe..
Cenabı Hak kimseyi açlıkla terbiye etmeye.
Çorbamız Çoktan çok, lokmamız azdan,,
Namuslu hela ola,,, hakça paylaşıla..

Dünyada emeğe saygılı,
fukara yanlısı bir düzen ola.
Rehberimiz Yardımcımız
örümcek kafalılar değil,
Şah-ı Merdan, hünkarı PIRler,
Aydın kamili insanlar ola.

HAK bizi; Millet / ırk / din / dil / mezhep
Cinsiyet ve renk ayıranlardan koruya..
Tüm insanları muhabbetten
Didardan / katardan / cemalden /
dirlikten / birlikten,, barıştan / sevgiden,
sevdiklerinden ayırmaya..

HAK ERENLER cümlemizi
zorba DİneZORLARIN,, azabından /
Kerbela, Sıvasbelalardan
Allah alıp Allah satan /
Cennet alıp cennet satan /
zengini daha zengin /
fakiri daha fakir eden /
halkın vergisini, yetimin hakkını yiyenden,
insanı insandan ayıran /
Cahilin arından şerrinden,
Zalimin zulmünden koruya.

Ezmeden ezilmeden,
Namerde boyun eğmeden,
Eliyle diliyle kalemiyle, içeride dışarıda
Haksızlıklara karşı mücadele eden,
Canlara direnç, güç kuvvet ihsan eyleye.

HAK ve halk için sazıyla sözüyle ‘silahıyla’
eşitliği hukukun üstünlüğünü/
emeğin kutsallığını
Ve insan sevgisini işleyen
Eşit özgür insanca mutlu bir yaşam isteyen

Pir Sultan Abdal / Şeyh Bedreddin /
Hallac-i Mansur / Nesimi / Seyidi RIZA,,
Kerbeladan, Dersimden,, SivasBelaya,
Maraş, Çorum dan, Gaziye, Taksimden Geziye,
Roboski, Kobaniye bu yolda can veren,
Sakineler Leylalar Fatmalar Fidanlar
Denizler Yusuflar Hüseyinler İbolar,
Direnip can veren canlar cümlemizden razı ola…
Onların ruhları şad ola.
DAR Gören didar göre..
Bozatlı Hızır cemi cümlemizi saklaya bekleye..

Dil bizden, nefes Hazret-i Pir’den ola..
HÜ gerçek erenlerin demine

(DAB) Devamını Gör

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın