SEÇİMLER İPTAL OLMALI, AKP HALKA HESAP VERMELİ

KAMUOYUNA;
DEVRİMCİ ALEVİLER BİRLİĞİ BASIN BİLDİRİSİ

SEÇİMLER İPTAL OLMALI,
AKP HALKA HESAP VERMELİ!

AKP bu noktaya belli bir yol katederek geldi. Başlarda demokrasiye ve kurumlarına saygılı, hatta geçmiş yönetimleri demokrat olmadıkları için suçluyordu. Oysa Erdoğan ve arkadaşları Siyasal İslam’ın tahtayi rallisinde yetişmiş, kin ve nefretle yoğrulmuş bir kuşağını temsil ediyorlardı.

Mustafa Kemal, Samsun’a, devleti, padişahı ve saltanatı kurtarmak için çıktığını iddia ediyordu. Bu strateji aşağı yukarı saltanat ve padişahlığın kaldırıldığı 1 Kasım 1922’ye kadar sürmüştü.

İsmet Paşa ve 120 arkadaşının teklifi ile, TBMM 10 Nisan 1928 tarihli toplantısında anayasanın laikleşmesi ilkesinden hareketle ikinci maddesinde yer alan “Türkiye Devleti’nin dini İslam’dır.” fıkrasını, 26. maddede “Şeriat hükümlerinin T.B.M.M. tarafından yürütüleceği” cümlesini ve “Allah” üzerine yapılan milletvekili yeminini kaldırdı.
Bu tarihten iki yıl sonra bir grup gerici, 23 Aralık 1930 günü İzmir’in Menemen ilçesinde, askerliğini yedek subay olarak yapan öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı boğazlayarak şeritın kaldırılmasına ilk itirazını yaptı. Kubilay’ın yardımına koşan iki bekçinin de öldürülmesiyle tarihe “Menemen-Kubilay” olayı olarak geçen o kanlı olay gerçekleşti.
Siyasal İslam; 80 Darbesi’ne zemin hazırlayan Maraş Katliamı ve 80 Anayasası’nın da himayesi altında sistemi yıkacak olgunluğa ve kitlesel yıkıcılığa erişmiş oldu.
2 Tememuz 1993’te, Erdoğan’ın savunuculuğunu yaptığı siyasal İslam, Aziz Nesin’in laik sandığı TC’nin Sıvas şehrinde, devletin gözü önünde, çoğu Alevi 33 yazar, ozan, şair, düşünür ve 2 otel çalışanını yakmak suretiyle mevcut sisteme itiraz ettiğini resmen ilan ediyordu.
Siyasal İslam, Maraş Katliamı’ndan 15 yıl sonra, gücünü laik, ateist, gayri Müslüm sayılan (yazılı kaynaklarda Müslüman geçse de) Alevileri yakarak ispat etme yoluna gitti.

Siyasal İslam her ne kadar yığınsal bir çoğunluğa ulaşmışsa da o tarihlerde henüz devleti ele geçiremediğinden sistemin en zayıf, en savunmasız halkasını oluşturan Alevilere saldırarak, tüm vatandaşların can, mal ve inancının teminatı olduğunu savunan sözde laik devletle adeta alay ediyordu.

Erdoğan, eğilip bükülmeden “Müslüman kimdir? İslam dinine inanan insan demektir. ‘Elhamdülillah ben Müslüman’ım’ dediğime göre, bu tarife uygun olarak ‘Elhamdülillah ben şeriatçıyım’ deme hakkına da sahibim” diyebiliyordu.
1994-98 yılları arasında Refah Partisin’den İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı görevini yürüten Erdoğan 94 yılında HBB televizyonunda Aziz Nesin’le girdiği tartışmada “Sen ateist olduğunu söyleyebilirsan da biz şeriatçı olduğumuzu neden söylemeyelim?” diyerek devleti ele geçirmeye aday olduğunu hissettirmeye çalışıyordu.
Gelişmelerin farkında olan Aziz Nesin, büyük bir çaresizlik içinde şöyle yanıtlamıştı onu: “Şeriatçılık Anayasa’ya aykırıdır da ondan… TC Anayasası’nın 2. maddesi TC Devleti’nin laik olduğunu yazar. Ya Anayasa’yı değiştirirsiniz, ki öyle görünüyor, ya da Anayasa’ya uyarsınız. Hem şeriatçı, hem laik olunamaz”

Evet hem şeriatçı hem laik olunamazdı. Zaten ileriki yıllar AKP ve onun önderi Erdoğan buna hiç de ihtiyaç duymadılar.

Siyasal İslam 2002 genel seçimlerinde %34,43’lük oy oranı ile Abdullah Gül’ün başbakanlığında 59. Hükümetini kurmuş ama yasağı süren Erdoğan dışarıda kalmıştı. Ona bu iyiliği siyasi yasaklarını kaldırarak 9 Mart 2003 te Siirt milletvekili olmasını sağlayan Deniz Baykal yapmıştı.
AKP o tarihten sonra AB’ni ve kriterlerini savunan, 80 Anayası’nı değiştirmeye aday, Türkiye’nin Kürt- Alevi- Romen sorununu çözmeye iddialı bir güç gibi gözüktü. Vesayet karşıtlığı temelinde Türkiye’nin aydınlarını, ilerci basınını, Kürt Özgürlük Hareketi’ni yanına alarak orduyu ezmiş, sonraki süreçte ise Fetullah Gülen teşkilatıyla iş birliği yaparak bürokrasiyi ve yargıyı ele geçirmişti.
AKP, 2015 Temuzu’na ordudaki Kemalistlerin, kullanıp kenara attığı Gülen Hareketi’nin ordu içindeki güçlerini kontrollü bir darbeyle ezerek ülkeyi O HAL koşullarına sürüklemiş, basın, aydın, yargı ve TV kanallarını bir bir susturma yoluna gitmişti.
Darbeden kısa bir süre önce Ana Muhalefet Partisi’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, genarellerin öğüdüne uyarak HDP’lilerin dokunulmazlığının kaldırılmasına onay vererek demokrasi tarihinin en büyük hatasını yapmıştı.
Bu sırada Devlet Bahçeli kamuoyuna şaşırtan bir çıkış yaptı: “Başkanlık sistemini tartışalım!”
CHP, eski sistemin kendisine tanıdığı avantajları kullanarak Anayasa Mahkemesine gideceğine referanduma evet diyerek bir hata daha yaptı.
Ve nihayet Doğuda ve Güneydoğuda Kürtlerin ezildiği, Olağanüstü Hal Yasası’yla adım atmanın suç sayıldığı, HDP’li vekillerin içeri tıkıldığı, binlerce sandık görevlisinin tutuklandığı, muhalif basının susturulduğu, devletin olanaklarının AKP ye aktığı, HAYIR demenin suç sayıldığı koşullarda referanduma gidildi.
Bir kere bu koşullarda seçime gitmek, yüz yıldır iktidar yüzü görmemiş olan Siyasal İslam’ın adil bir seçimle geri çekileceğini düşünmek büyük bir saflıktı.
Ancak bütün bu olumsuzluklara, orantısız güç ilişkisine rağmen, Demokrasi Güçleri kenetlenmiş, Aleviler, Kürtler, emekçiler, Kemalistler, Türkiye’nin modern- laik Sünnileri %’50 yi aşan bir çoğunlukla Siyasal İslam’a dur demişllerdir.
Resmi rakamlar aşağıdaki gibidir.
Toplam seçmen: 55.300.000
Katılım: 47.170.000
Evet: 25.157.000
Hayır: 23.770.000
Toplamı: 48.927.000…

Fazla oy: 1.757.000
AKP gerek Kürdistan’da gerekse ülkenin iç bölgeleririnde hayır oylarının ezici çoğunluğu karşısında korkuya kapılarak CHP ye akan bilgi akışını durdurarak internet üzerinden mevcut verileri değiştirme yoluna gitmiştir. Dahası,YSK’yi tehdit ederek 2, 5 milyonu mühürsüz oyu blok halinde evet hanesine yazmıştır.
Böylece Siyasal İslam’a rejimi değiştirme imkanı sunan 16 Nisan referandumu hiç bir suretle meşru değildir. Türkü’yle, Kürdü’yle, Alevi’si ve Sünni’siyle, sağcısı, solcusuyla Demokrasi’den yana olan Türkiye insanının iradesi zor ve hile ile ele geçirilmiştir.

Bu aşamada hiç bir korku ve kararsızlığa kapılmadan halkın birikmiş öfkesini Siyasal İslam’ın temsilcisi AKP Hükümetine ve onun lideri konumundaki Erdoğan’a yöneltmek devrimci bir görevdir. Devrim; öfke ve enerji patlamasıdır. Reformist; öfke ve enerjiyi söndürmeye, devrimci çoğaltmaya çalışır. Gün mücadelenin başına geçerek seçimlerin iptalini savunma günüdür.

Devrimci Aleviler Birliği, Siyasal İslam’ın sözle değil Gezi Hareketinden daha örgütlü, daha disiplinli bir halk hareketiyle durdurulacağını savunur.

Bugün sarılacağımız ana slogan şu olmalı:

Seçimler iptal olmalı, hırsız AKP hesap vermelidir!

KAHROLSUN FAŞİZM, YAŞASIN HALKLARIN EŞİTLİĞİ VE KARDEŞLİĞİ

  1. 04 2017
    Devrimci Aleviler Birliği

İlk yorum yapan olun

Bir Cevap Yazın